Medya Maratonu ve Netflix Etkisi: Seyretmenin Keyfi mi, Tüketmenin Hazzı mı?

Konuk yazarımız Berna Yalaz, çağdaş teknolojinin sunduğu içerik tüketim alternatiflerine farklı bir bakış açısı ortaya koyuyor. “Önünüzde sonsuz seçenek var” diyor Yalaz: “Sosyal medya ve akıllı telefonlar mı, uygulamalar ya da bilgisayar oyunları mı, yoksa tıkınırcasına izleme tarafından mı eğlendirilmek istiyorsunuz?”

Gece saat on civarı. Bir arkadaşımdan gelen mesaja bakıyorum. Şöyle yazıyor: “Bana yeni dizi söyler misin?”

Söylerim tabii, ne de olsa ben de bugünlerde epey dizi mesaisi yapıyorum. Geleneksel TV kanallarında yayınlanan; kırk dakikalık içeriği, reklamlar ve yinelemelerle doksan dakika olarak seyretmeye zorlandığımız dizilerden bahsetmiyorum. İnternetten abone olduğumuz eğlence platformları üzerinde durmak istiyorum. Artık bunun bir ismi bile var “Netflix etkisi”.

Peki bu platformlarla ilgili bizi bu denli cezbeden nedir? Seçenek bolluğu, zamanı bizim ayarlamamız, bir sonraki bölüm için beklemek zorunda kalmamamız… Aslında tümü bunda etkili. Özellikle metropollerde yaşayan insanlar, işten yorgun argın eve döndüklerinde, kendilerini yormadan ve masrafsız olarak rahatlatacak şeyler arıyorlar. Bu noktada da geleneksel televizyonun yerini bu yeni platformlar alıyor.

İçeriğin zenginliği ve reklamsız izleme deneyimi sunması şüphesiz büyük avantaj. Fakat daha da önemlisi; art arda birçok bölümü, hatta sezonu bir oturuşta izleme şansınızın olması. Bir oturuşta birden fazla bölümü art arda yahut tüm sezonu izlemeye verilen isim ise “tıkınırcasına izleme (binge watching)”. Aşırı yemek yemek, aşırı içmek için kullanılan, biraz da olumsuz bir durumu çağrıştıran bir ifade. Bu olumsuzluktan uzaklaşmak için bu terim yerine “medya maratonu” terimini kullanmayı tercih edenler de var.

Yeni Medya Tüketim Normu: Tıkınırcasına İzleme 

Medya kuramlarının gelişimine baktığımızda gelinen nokta hiç de şaşırtıcı değil. Medya kuramları 1960’lı yıllara kadar medyanın güçlü etkileri yahut sınırlı etkileri üzerine odaklanıp, “medya insanlara ne yapıyor” sorusunu sordu. 1960’lardan sonra geliştirilen aktif izleyici tezleri ise bu soruyu şu şekilde soruyordu: “İnsanlar, medya ile ne yapıyor?”

“Görünen o ki, tıkınırcasına izleme, yirmi birinci yüzyılın yeni medya tüketim normu olacak. “Netflix etkisi” üzerine yapılan çalışmalar literatürde önemli bir yer tutmaya çoktan başladı bile.”

Bu paradigma değişikliği sonrası geliştirilen teorilerden biri olan Kullanımlar ve Doyumlar yaklaşımına göre, insanlar aradıkları doyumlara göre izleyecekleri medyayı seçiyordu. Bu doyumlar da ana hatlarıyla, bilgilenme, eğlenme, günlük hayatın stresinden kaçma, para sosyal etkileşim gibi sıralanıyordu. Dijital devrimle birlikte insanların medyadan almayı umdukları doyumlar da değişti. İnternet yayıncılığının zaman ve mekândan münezzeh doğası ise izleyici deneyimini yepyeni boyutlara taşıdı. Üstelik bu platformların sunduğu kişiselleştirilmiş hizmet ve etkileşim milenyum kuşağının tüketim tarzı ile birebir uyumlu.

Görünen o ki, tıkınırcasına izleme, yirmi birinci yüzyılın yeni medya tüketim normu olacak. “Netflix etkisi” üzerine yapılan çalışmalar literatürde önemli bir yer tutmaya çoktan başladı bile. Matthew Pittman ve Kim Sheehan’ın araştırmasına göre kendimizi art arda dizi izlemeye yani tıkınırcasına izlemeye kaptırmamızdaki temel faktörler rahatlama, oyalanma ve hazcılık. Program kalitesi ve estetik de dile getirilen faktörler arasında yer alıyor. İnternet yayıncılığı, geleneksel televizyon yayıncılığına göre izleyicilere daha fazla etkileşim, daha zengin içerik, içerik üzerinde daha fazla kontrol imkânı sunuyor. Bu da insanların bu platformlara yönelmesini cazip kılıyor. Bu platformların altyapısı ve içerik zenginliği de karşımıza bir tıkınırcasına izleme gerçeğini çıkartıyor.

Düşünsenize, bir cuma akşamı trafikte boğuşarak eve zar zor gelmişsiniz. Tekrar dışarı çıkacak haliniz bile kalmamış ve televizyon kanallarında sizi cezbeden bir şey yok. Abonesi olduğunuz dijital platformdan sürükleyici bir dizi açıp karşısında uyuklayana kadar keyifle izlemekten sizi ne alıkoyabilir?

Haz Odaklı Yaşamdan Kim Mahrum Kalmak İster?

Fakat tıkınırcasına izlemeyi sadece bu ölçülebilir etmenlere dayanarak açıklamak yeterli olmaz. Bu konuda yapılan bazı çalışmalar tıkınırcasına izlemenin bir çeşit restorasyon deneyimi sağladığını, insanların uzun çalışma günlerinden sonra kendilerine rahatlatıcı bir ödül olarak tıkınırcasına izleme seansları organize ettiklerini gösteriyor. Restorasyon deneyimi, insanların zihinsel olarak kendilerini yeniden şarj ettikleri, gündelik hayatın zorunluluklarından fiziksel veya psikolojik olarak uzaklaştıkları deneyimi ifade eder.

Bazı çalışmalar ise bunun “hazcı bir tüketim” olduğunu, insanların tıkınırcasına izleme tarzı bir tüketimden haz duydukları üzerine odaklanır. On üç bölümlük bir sezonu bir günde bitirmek sizin hem merak hem haz hem de tüm günü ona harcadığınız için suçluluk duygunuzu harekete geçirebilir. Aslına bakarsanız, ekranın arkasındaki tasarım mühendisliği öyle güzel çalışıyor ki; devam etsem mi yoksa bıraksam mı diye düşünecek vakit bulamadan yeni bölüm zaten ekranda açılıveriyor. Durun, daha da fazlası var! Kanalın algoritmaları, size, geçmiş tercihlerinize ve izleme kayıtlarınıza göre sürekli yeni dizi önerilerinde bulunuyor.

Şimdi söyleyin bakalım, sizi bu denli iyi tanıyan, istediğiniz gibi yönetebildiğiniz, sınırsız izleyebildiğiniz bir medya tarafından cezbedilmez misiniz? Edilirsiniz, çünkü haz odaklı yaşam dört bir yandan yüceltilirken, siz de kendinizi bundan mahrum bırakmak istemezsiniz.

Önünüzde sonsuz seçenek var. Sosyal medya ve akıllı telefonlar mı, uygulamalar ya da bilgisayar oyunları mı, yoksa tıkınırcasına izleme tarafından mı eğlendirilmek istiyorsunuz? Karar tamamen size ait.

Kitap okumak ya da evdekilerle sohbet etmek mi dediniz? Orası artık bir uzak akşam ülkesi.

Kaynak: Pittman, M., & Sheehan, K. (2015). Sprinting a media marathon: Uses and gratifications of binge-watching television through Netflix. First Monday, 20(10).

Berna Yalaz Kimdir?

İlk ve ortaokulu Sinop’ta, liseyi Eskişehir Fatih Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1997 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldu. 1997-2014 yılları arasında Philips’te Marka ve Kurumsal İletişim Direktörü olarak çalıştı. 2014’ten bu yana Kültürel Çalışmalar ve Medya Çalışmaları alanında yüksek lisans ve doktora çalışmalarını sürdürmektedir.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?