Ekranda Kaybolmak

Çocuklar, kendi kimliği ve özellikleri ile ailemizin ve toplumun parçası olan, geleceğimizin fenerleridir. Çocuk, yetişkinler ve toplumsal kurumlar tarafından da korunması, kollanması gereken en küçük bireydir. Çocukluk çağında, sosyalleşme ve iletişim kurma becerisinin arttığı, dilin kullanımının öğrenilip olgunlaştığı dönem yaşamın tamamı adına oldukça önem taşıyor.

Ebru Demirhan

Günümüzde teknoloji ve iletişim alanında yaşanan hızlı gelişmeler ve modernleşmenin yaşama getirdikleri, iletişimin çeşitliliğini ve karmaşıklığını her geçen gün artırıyor. Bu süreçte yetişkinler ve çocuklar arasında, aile ve sosyal çevre içindeki iletişimin seyri de değişiyor. Çocuğun aile ve okul içinde oyun kültürüyle başlayan sosyalleşme süreci, yaşının büyümesi, becerilerinin ve ihtiyaçlarının artmasıyla çeşitleniyor.

Teknolojinin geldiği noktada çağdaş anlatıcı televizyon, çocuklar için en etkili ve tercih edilen eğlence araçlarından biri olmaya devam ediyor. Evde, okulda ve sosyal yaşamda elektronik medyalar ile gittikçe artan oranda iletişim kuran, sanal dünyada var olan çocuk ve genç nesil ile karşı karşıyayız. Tabletleri ve cep telefonları bedenlerinin parçası olmuş, arama motorlarından hızla bilgi toplayan ve kullanan, sosyal medyanın diliyle kısa, simgesel ve esprili konuşmaya çalışan, görsel kültürün hedefi ve tüketicisi konumundaki bir kitle oldu çocuklarımız ve gençlerimiz. Doğal olarak televizyon deneyimleri de çok çeşitli, hızlı ve hareket halinde. Yoğun olarak takip ettikleri şeyler kimliğinin simgesi, izledikleri yıldızlar rol modelleri haline gelebiliyor.

Her zaman her yerde kolayca ulaşılabilirlik sayesinde ekranlardan kopmayan çocuklar için en önemli sorun; gerçeklik algısının bozulması. Çocuklara kurmaca gerçeklikler içinde sunulan içerikler, onları somut yaşam pratiklerinden ve gerçekliklerinden uzaklaştırıyor. En önemlisi; her ne kadar materyaller farklı görülse de bu çoklu medya ortamlarında hazırlanan içerikler, birbirlerine çok benziyor ve çocukları aynılaştırıyor. Aynı zamanda günlük hayatta iletişim kurmaktansa oyunlarda sanal bağlantıda olmak aynı şekilde düşünen ve hareket eden modeller üretiyor.

Teknolojinin iyi niyetli kontrol mekanizmasını yönetemediğimiz için yerini yapay bir güç paranoyasına bıraktı. Yetişkin ve çocukların ‘her an izleme/izlenme, takip etme/edilme, gözetleme/gözetlenme pratikleri içinde kayboluyoruz.

Ekran bağımlılığı ile çocukluğu yok olmuş, sokakta oyun oynamayı unutmuş, aile içinde, sosyal yaşamda çok az konuşan, kendini ifade etmeyen, yaşam becerileri gelişemeyen, gerçeklik algısı sürekli kırılan çocuk ve gençlerimiz, gerçek yaşamda ne kadar ilerleyebilirler? Küçük ama etkili adımlar atarak bu tür çocuklar için bir şeyler yapabiliriz. Ebeveynler olarak önce ekranlarla olan ilişkimizi, bağımlılığımızı sorgulamalı, öz eleştiri yapmalıyız. TV ve elektronik medya ekranlarındaki çocuğa sunulan içerikler hakkında bilgi sahibi olmalıyız. Sizin veya çocuğunuzun takip ettiği içerikleri, onunla seyretmeniz, olumlu ve olumsuz özellikleriyle üzerinde konuşarak değerlendirmeniz oldukça önemli. Böylece aile içinde tartışma ve yorumlama kültürünü de geliştirebilirsiniz. Özellikle şehirlerde yaşayanların yaygın sorunu olan yeterince birlikte zaman geçirememe olgusunu hafifletmenin yollarına odaklanabilirsiniz. Bireyselleşme ile yalnızlaşma arasındaki farklar üzerine çocuklarınızla birlikte yorum yapabilirsiniz. Acaba çocuklarınız ekranda neyi arıyor? Günlük hayatta, ailesinde, arkadaşlarında bulamadığı ne var ki ekranda bulduğunu zannediyor? Bu sorulara dikkatinizi vererek ve çocuğunuzu tanımaya çalışarak onu anlamanın gerekliliğini fark etmeniz önemli.

Neden ekrana bakarak vakit geçiriyoruz?

Sınırlandırma ve dengeli kullanımdan başlayarak, çocuklarımızın ekran pratiklerini kontrol etmeli, kontrol edebilme bilgi ve becerisine sahip olmak için çaba göstermeliyiz. Sürekli tavır ve karar değiştirmek, yetişkinlerin kendi huzurları için bu sorunu görmezden gelmesi de sorunun hızlıca ilerlemesine destek veriyor. Çocuklarımızdan hareketle geleceğimiz adına ekran deneyimlerimizi daha sağlıklı hale getirebilmek için gün içinde ekrana ayırdığımız zamanı tespit etmeliyiz. Neden ekrana bakarak vakit geçirdiğimizi, ne aradığımızı, ne hissettiğimizi, hangi duygularımızı tamamlamaya çalıştığımızı gözlemlemek faydalı olabilir.

Boş zaman kavramını yeniden düşünmek gerekiyor

Gerçek ile sanal arasındaki fark çocuklara olduğu kadar yetişkinlere de büyülü ve güzel görünüyor. Artık hayatlarımızı ekrandan ayıramayız. Karar vermemiz gereken şu ki, ekran mı hayatlarımızı yönetecek biz mi ekranda kalma zamanımızı yöneteceğiz? Boş zaman kavramını yeniden düşünmemiz ve yorumlamamız gerekiyor. Ekran tüm boş anları dolduruyor. Çocuklarımız ile dünyamız değişti, onlar ve sonrasındaki nesiller bizlerin çocukluğunu yaşamayacak. Onların bizi anlaması oldukça zor. Biz onların dünyasını keşfederek söz sahibi olabiliriz.

Ebru Demirhan Hakkında
Ebru Demirhan, Dokuz Eylül Üni­versitesi İktisat Fakültesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri Bölümü’nü 1998 yılında bitirdi. Ardından formasyon dersleri ala­rak ilkokul öğretmeni olma hakkı kazandı. İstanbul Üniversitesi Sosyoloji bölümünü bitirdi. Halen Çocuk Gelişimi lisans ve Psikoloji yüksek lisans öğrencisidir. Özel bir bankada 9 yıl boyunca, farklı birimlerde ve kademe­lerde çalıştı.
Her zaman ilgisini çeken ruhsal ve evrensel bilgiler oğlunun hastalığı sırasında ışık oldu. Hayatını kolaylaştırdı ve aydınlattı. Oğlu Ata Çınar sağlığına kavuştuktan sonra Ebru Demirhan, bu bilgileri aktaran, teknikleri uygulayan olmaya karar verdi. Banka hayatına son verip eğitim­ler almaya başladı. Konunun uzmanlarından çeşitli eğitimler ala­rak beslendi. Kendini geliştirmeye devam ediyor.
Şimdilerde bireysel ve kurumsal deneyimlerini, evrensel bil­gilerini, sezgilerini talep eden kişiler ve firmalara aktarıyor. Uyum ve dengeyi kurma konusunda aracı olmaya çalışıyor. Ku­rucusu olduğu Yaşam Tasarım Merkezi’nde birbirinden farklı çok sayıda çalışmayla şifaya ve iyileşmeye aracılık ediyor.
Demirhan’ın yayınlanan 4.kitabı ‘Çocuğumla Beraber İyileşiyorum’un yanı sıra ‘Yaşamın Gizli Sözleşmesi’, ‘Bedenin Şifa Kapıları’ isimli iki kitabı ve çocuklara yönelik ‘Benim Ailem’ isimli kitap serisi bulunuyor.
Detaylı bilgi için burayı ziyaret edilebilirsiniz.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?