Sevim Koş! Bilgiyi Çiple Vereceklermiş…

“Bir gün gerçekten veri aktarımı ya da çip takarak  dil öğrenmek mümkün olsa bile , o dil bildiğimiz dünyadaki bildiğimiz dil olmayacak” diyor Berna Yalaz ve soruyor: “Yeni teknolojiler bilgiye ulaşmak ve ona sahip olmak konusunda işimize yarayacak olsa dahi, bilgiyi içselleştirmek ve o bilgiyi eyleme yönelik kullanma konusunda bize bir fayda sağlayacak mı?”

Bizimkiler dizisinin Cemil’ini sanırım hatırlayanlar olacaktır. Bu aralar sosyal medyada ne zaman bir inovasyon ya da yeni bir teknoloji haberi okusam, dizideki Cemil’in karısı Sevim’e “Sevim koş!” diye seslenmesi kulağımda yankılanıyor.

Milliyet haber sitesinde okuduğum “Arif’e yaptıkları Kung Fu yükleme sistemi gerçek oldu” haberinin ardından kulağımda yine Cemil’in sesinin yankılanmasıyla bu yazıyı yazmaya karar verdim. Haberin detaylarına girmeyeceğim ama okuduğum haber, insan beynine bilgi aktarımının mümkün olabileceği üzerine bir yazıydı.

Buraya kadar aslında yeni bir şey duymuş değiliz. Bilim insanlarının bu alanda çalışmalar yaptığını biliyoruz. Dikkat çekici olan, artık daha fazla insanın bu ihtimalin gerçek olacağına inanıp buna bel bağlaması. Oysa teknolojik gelişmelerin hiçbiri tek yönlü bir değişimle gelmiyor. Teknolojiyle ilişkimiz özgürlük ve tahakküm arasında gidip geliyor. Teknolojinin bizim için daha neler yapacağını umutla beklerken, bize neler yaptığını, yaşam tarzımızı, sosyal ilişkilerimizi nasıl değiştirdiğini gözden kaçırıyor olabilir miyiz?

Son aylarda farklı sektörlerde çalışan, birçok kişiden aynı cümleyi duydum: “Artık dil öğrenmeye ne gerek var ki, bilgisayarlar bizim için çeviri yapacak”, veya “bence bu çiple bilgi aktarma işi gerçek olacak, öğrenmek için çalışmaya ne gerek var ki artık…”

Zahmetsiz, emeksiz kazanımlar. Kulağa ne kadar hoş geliyor değil mi?

Peki gerçekte, “bilgi” aktarılabilir mi? Yani bilgi bağlamdan, sosyal ve kültürel hafızadan, deneyimden, kültürel kodlardan bağımsız kullanılabilir mi? Mesela dil öğrenmek, sadece o dili deşifre edebilmek anlamına mı geliyor?

Yapılan birçok çalışma gösteriyor ki bir dili öğrenmek aslında o dilde var olmak, yani o dilin ait olduğu kültürün düşünce biçimlerine sahip olmak anlamına gelir. Sözlü kültür ve yazılı kültür  toplulukları üzerinde yapılan çalışmalar, düşünme sürecini kökünden değiştirmek için sadece orta derecede okuryazarlığın bile yettiğini gösterir.

Sözlü kültürden yazılı kültüre geçiş düşünme biçiminde büyük fark yaratır. Sözlü kültürde durumsal düşünme, yazılı kültürde kategorik düşünme baskındır. Yani bir dil, sadece belli bir yapıya sahip semboller topluluğundan çok daha fazlasıdır.

Sözün özü, bir gün gerçekten veri aktarımı ya da çip takarak  dil öğrenmek mümkün olsa bile , o “dil” bildiğimiz dünyadaki bildiğimiz dil olmayacak. Çünkü mesajı ileten araç değişirken içerik, dil ve nihai olarak davranış da değişir. İletişim kuramcısı McLuhan, bu durumu “araç, mesajdır” diye ifade eder.

Yeni teknolojiler bilgiye ulaşmak ve ona sahip olmak konusunda işimize yarayacak olsa dahi, bilgiyi içselleştirmek ve o bilgiyi eyleme yönelik kullanma konusunda bize bir fayda sağlayacak mı bilmiyoruz. Eğer bunu yapamayacaksa, daha fazla bilginin erişime açılması ve dolaşıma sokulması sadece bilginin daha fazla fetişleştirilmesine hizmet edecektir.

Bilgi, bilmeye ve eylemeye yönelik bir güç olma özelliğini yitirecektir.

Kaynaklar:
Orality and Literacy, Walter J.Ong
Marksizm ve Bilim, J.D. Bernal

Berna Yalaz Hakkında

İlk ve ortaokulu Sinop’ta, liseyi Eskişehir Fatih Fen Lisesi’nde tamamladıktan sonra, 1997 yılında ODTÜ Endüstri Mühendisliği’nden mezun oldu. 1997-2014 yılları arasında Philips’te Marka ve Kurumsal İletişim Direktörü olarak çalıştı. 2014’ten bu yana Kültürel Çalışmalar ve Medya Çalışmaları alanında yüksek lisans ve doktora çalışmalarını sürdürmektedir.  Berna Yalaz, Kemal Sayar birlikte internet çağında ilişkilerin değişimini inceleyen “Sanal Aşk” kitabının da yazarlarındandır.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?