“Türkiye Siber Güvenlik Pazarını Ar-Ge Yaparak Destekliyoruz”

Siber Güvenlik, son dönemde en çok konuşulan başlıklardan bir tanesi.

Ülkemizden çıkan başarılı bir Ar-Ge projesi olan ve bu alanda önemli projelere de imza atan ATAR Labs‘ın CEO’su Burak Dayıoğlu ile keyifli bir sohbete imza attık.

ATAR Labs proje fikri nasıl ortaya çıktı? Neden siber güvenlik alanında bir iş kurmak istediniz?

Innovera 10 yılı aşkın süredir siber güvenlik alanında çalışıyor. Biz kendi uzman olduğumuz alanda yeni bir atılım yapmak istedik. ATAR Labs esasında günümüzde siber güvenlik sektörünün en kritik ihtiyaçlarından birine yanıt bulunca ortaya çıktı. O ihtiyacı Güvenlik Operasyon Merkezlerini (SOC) daha hızlı, esnek ve akıllı bir yapıya kavuşturmak olarak özetleyebiliriz. Hem Türkiye’de hem de dünyada siber güvenlik alanında siber saldırı vakaları o kadar çok arttı ki, her bir saldırıyı inceleyip analiz edecek insan gücüne sahip olmak artık mümkün değil. Bunu teknolojik bir sürece dönüştürmek lazımdı. O süreçleri ATAR ile tek platformda topladık.

Kuruluş hikayesini anlatır mısınız?

Burak Dayıoğlu

Biz Innovera’da yaklaşık 100 kişilik bir ekiple Türkiye’nin siber güvenlik alanındaki gelişimini destekleyecek Ar-Ge faaliyetlerini yoğun olarak sürdürürken, siber güvenlikte son derece önemli olan alarm işleme ve vaka inceleme süreçlerini robotik bir çözümle yönetmeye odaklandık. Bunun sonucunda tehdit analizlerini otomatik yapıp, öğrendiği saldırı reflekslerini işletebilen bir savunma platformu geliştirdik ve adını ATAR (Automated Threat Analysis and Response) olarak belirledik. Milli bir Ar-Ge projesi olarak geliştirdiğimiz bu ürünün küresel bir hedef kitlesi bulunuyor. Risk sermayesi şirketi DCP’den (Diffusion Capital Partners) 2,5 milyon avro çekirdek yatırım alarak, ATAR Labs adı altında şirketleşmeye gittik. Aynı zamanda Türkiye tarihinin en büyük çekirdek yatırımlarından biri olan bu destek sayesinde siber güvenlik teknolojilerimizi BAE, Kıta Avrupası ve İngiltere ofislerimizle küresel pazara taşımaya hazırız.

ATAR Labs olarak ortaklık yapınızdan bahseder misiniz?

Benim, Gökhan Say ve Murat Tora’nın dahil olduğu çekirdek yatırımımızla DCP deki ortaklar yer alıyor.

ATAR Labs’i rakiplerinden farklı kılan nedir?

ATAR Labs’in ana ürünü olan ATAR savunma platformu, ona öğretilen saldırı reflekslerini otomatik olarak işletiyor. Bu sayede bir güvenlik operasyon merkezinde günlük rutin olarak tekrarlanan pek çok işlemde insana bağımlılık ortadan kalkarken, insan kaynaklı hatalar da en aza iniyor. Geliştirdiğimiz bu platform toplam alarm işleme yükünün yüzde 30-40’lık bölümünü otomatik olarak karşılarken, sağladığı vaka inceleme ve yanıtlama imkanları, operasyon merkezi uzmanlarının yaklaşık 20 kat daha hızlı analiz ve çözümleme yapmasına olanak sağlıyor.

Önümüzdeki dönemde nasıl bir büyüme hedefliyorsunuz? Büyüme stratejiniz nedir?

ATAR yapısı gereği sürekli olarak gelişen ve büyüyen bir ürün. Bilkent Üniversitesi Cyberpark bünyesinde geliştiriliyor ama hedef kitlesi tüm dünya. Aldığımız yatırımla birlikte ilk aşamada yurt dışında hangi noktalara odaklanacağımızı belirledik: BAE, Kıta Avrupası ve İngiltere. Bu lokasyonlarda açacağımız ofislerin yanı sıra, dünyanın dört bir yanındaki iş ortakları ağımızla küresel ölçekte büyümeyi hızlandırmayı hedefliyoruz. Bu lokasyonlar aynı zamanda kendi bölgelerinde merkez niteliği taşıdıkları için çok daha geniş bir coğrafyaya açılmamıza olanak tanıyacaktır.

ATAR Labs’ın ne tür kurumlar ve neden kullanmalı? Günümüz koşulları içinde bu tip tedbirler zorunluluk diyebilir miyiz?

ATAR’ı geliştirirken kuruluşların elinde farklı siber güvenlik ürünleri ve kabiliyetleri olacağını öngörerek yola çıktık. Mevcut ürünlere alternatif değil, etkin bir savunma için onları bir arada çalıştıracak bir teknoloji geliştirdik. Böylece hem elinde onlarca farklı güvenlik ürünü olan büyük kuruluşlara hem de daha kısıtlı bütçesi ve teknik imkanları olan daha küçük kuruluşlara katkı sağlamayı hedefliyoruz. Bugün her ölçekteki işletme siber saldırıların hedefi olabiliyor. Bu nedenle ATAR gibi savunmayı daha verimli hale getiren teknolojilere, istisnasız her kuruluşun ihtiyacı olduğunu görüyoruz.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?