Karbon Artık Küresel Ticaretin Bir Gerçeği

Karbon düzenlemeleri küresel ticareti yeniden şekillendirirken, sürdürülebilirlik; raporlama yükümlülüğü olmanın dışına çıkarak rekabet gücünü belirleyen bir unsur haline geliyor. Sürdürülebilirlikte başarının temelinin ölçüm ve veri yönetimi olduğunu vurgulayan sürdürülebilirlik odaklı danışmanlık şirketi Metsims Kurucusu Dr. Hüdai Kara, karbon yoğun sektörlerin sürdürülebilirlik ve karbon yönetimi dönüşümüne teknik olarak hazır olduğunu ancak sürecin henüz tam anlamıyla içselleştirilmediğini söyledi.

Karbon düzenlemeleri ve sürdürülebilirlik kriterleri, küresel ticarette şirketlerin rekabet gücünü doğrudan etkileyen başlıklar arasında yer alıyor. Sürdürülebilirlik danışmanlığı alanında faaliyet gösteren Metsims Kurucusu ve Yöneticisi Dr. Hüdai Kara, sürdürülebilirlikte en kritik unsurun ölçüm ve veri yönetimi olduğunu belirterek, “Sürdürülebilirlik ölçülebilir olduğunda yönetilebilir hale gelir” dedi.

Geçmişte sürdürülebilirlik konusunda farkındalık ve eğitim çalışmalarının ön planda olduğunu vurgulayan Kara, “Bugün firmalar ürünlerinin çevresel performansına ve özellikle iklim değişikliğine sebep olan karbon hesaplamalarına odaklanıyor. Kurumsal seviyede yapılan karbon hesaplamaları artık yeterli değil ürünlere odaklanmanın vakti geldi” ifadelerini kullandı.
Türkiye’de belirli sektörlerde ve ölçekteki firmaların zorunlu olduğu iklim değişikliği ve sera gazı azaltım hedefleri kapsamında yapılan İzleme, Raporlama ve Doğrulama (MRV) sistemi sayesinde önemli bir veri altyapısı oluştuğunu belirten Kara, ürün bazlı hesaplamalarda ve veri paylaşımında hala zorluklar yaşandığını söyledi. Kara, “Asıl kritik konu ürün seviyesinde doğru ölçümleme ve bu sayede oluşan verilerin değer zinciri ile paylaşım şeffaflığı ” dedi.

“Yeşil çelik” kavramını da değerlendiren Kara, bunun düşük emisyonlu üretimi tanımladığını ve ton çelik başına 0.1 ton ve altında karbon salımına denk gelen ürünlerin bu kapsamda değerlendirilebileceğini ifade etti. İkincil çelik üretiminde ton ürün başına 0.5-0.7 ton CO2 ortalamalarında olan Türk Çelik sektörünün birincil üretimindeki değerleri ise 2.0-2.5 ton CO2 arasında değiştiğini ekledi. Türkiye’nin özellikle elektrik ark ocağı bazlı ikincil çelik üretimindeki yüksek üretim oranları nedeniyle diğer ülkelere oranla göreceli olarak daha düşük ortalama emisyon seviyelerine sahip olduğunu, ancak birincil çelik üretiminde emisyonların üretimin doğası gereği yüksek olduğunu belirtti.

Karbon düzenlemelerinin kalıcı bir ekonomik dönüşüm olduğuna dikkat çeken Kara, şirketlerin bu sürece uyum sağlamasının zorunlu hale geldiğini vurguladı. Dönüşüm sürecinin kolay olmadığını belirten Kara, firmaların kısa vadeli bekleme pozisyonu yerine alternatiflerini hızlıca geliştirmesi gerektiğini ifade etti:
“Dönüşümü gerçekleştirmek kolay değil. Bu nedenle bazı firmalar kabuğuna çekiliyor. Kısa vadede anlaşılabilir olsa da uzun vadede çözüm değil. Firmalar mümkün olduğunca hızlı şekilde alternatiflerini geliştirmeli. Bugün Avrupa Birliği ile başlayan bu dönüşüm, İngiltere ve diğer ülkelerin devreye alacağı benzer düzenlemelerle yaygınlaşacak. Karbon yönetimi artık hayatımızın bir gerçeği. Avrupa’nın karbon düzenlemelerine ilişkin farklı değerlendirmeler yapılabilir ancak bu sonucu değiştirmiyor. Dünyanın artık r karbon yönetimi konusunda bir gerçeği var ve bizim bu gerçekle yüzleşmemiz gerekiyor.”

Dr. Kara, sürdürülebilirlik ve karbon yönetiminin yalnızca raporlamadan ibaret olmadığını, ölçüm ve veri yönetimi ekseninde ele alınarak dijital çözümler ile içselleştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?