Hepimizin İçinde Bir Girişimci Yatıyor

Girişimciler, günümüzde teknolojiden doğaya birçok alanda çözülmesi gereken sorunları ortadan kaldıracak çok değerli çalışmalar yapıyor. Ülkemizde de çok güzel örnekler bulunuyor ve güzel örneklerin sayısının artmaya devam edeceğine inanıyorum.

Yazan: Gökhan Arıksoy

Uzun yıllar SAP ve SAP ekosistemindeki şirketlerde farklı görevler aldım. SAP, 1972 yılında IBM’den ayrılan 5 mühendis tarafından Almanya’da kurulan bir şirket. Bu şirketi kuranlar, o zamanki adıyla MRP (Manufacturing Resource Planning) olan, şimdi ise ERP (Enterprise Resource Planning) olarak bilinen değişim fırsatını görmüşlerdi. Buradaki ihtiyacın sadece üretim hatlarında değil, şirketin tüm süreçlerinde olduğunu görmeleri ise bu değişimin zeminini hazırladı. Yani müşteri/pazar trendleriyle desteklenen iyi bir fikirleri vardı. İlişki ağları içinde yer alan ilk müşterileri Almanya’nın en ünlü markaları arasında yer alan Mercedes, BMW ve Bayer gibi firmalar oldu. SAP, şirketlerin Almanya’da yer alan tesislerinde deneme ve geliştirme şansı elde etti. Bu denemelerin başarıya ulaşması sonrasında bu Alman firmaları uluslararası tesislerinde de SAP’ı kullanmaya başladılar. Türkiye’de de 2000 yılında başlayan SAP yolculuğu, bugün danışman sayıları 800-900 seviyelerine ulaşan çok sayıda iş ortağı ve müşteri ile devam ediyor.

Özetle, her girişimcinin bir hikayesi var. Herkesin gittiği yol farklı görünse de bazı önemli noktalarda benzerlik gösteriyorlar.

Yakın zamanda LinkedIn’in kurucusu Reid Hoffman’ın ve Ben Casnocha’nın yazdığı, orijinal adı The Startup of You olan ve dilimize Sen Başla Gerisi Gelir olarak çevrilen kitabı okudum.

İki usta girişimci, kitabında kariyer planlarını günümüzün gerekliliklerine göre düzenleyebilmeleri için teknoloji dünyasının çalışanlarına ve girişimcilere hitap eden çok önemli ipuçları paylaşıyor. Bu ipuçlarını da yeni yazımda sizlere aktarmak istedim.
Her insan bir girişimcidir. Yazarlar kitaba Nobel Ödülü’ne sahip Muhammed Yunus’un, her insanın bir girişimci olduğu görüşüyle başlıyor. Muhammed Yunus’a göre ilk insanların yemek bulmak ve hayatta kalmak için yaratıcı olması gerekiyordu. Uygarlığın gelişmesiyle bu girişimci içgüdümüzü küresel işgücünün bir parçası olmak için bir kenara bıraktık.

Ezberleri bozmamız lazım. Eğitim sistemleri de yıllar boyunca kitaplarda yazan bilgileri ezberletmek üzerine kurgulandı. Ama artık günümüzde de anlaşıldığı üzere, bilgiyi bu şekilde öğrenmenin modern iş alanlarında hiçbir etkisi yok. Peki bundan kaçınmak için ne yapmamız gerekiyor? Öğrencileri merkeze alan ve öğretilen her şeyi çocukların bire bir deneyimlemesini sağlayan uygulamalı eğitim bunun çözümü olabilir. İnternette yaptığım bir araştırmayla bu yaklaşımı benimseyen bazı kurumlar mevcut. Yapılabilecek daha detaylı bir araştırmanın ardından ezberci öğrenime karşı güzel bir alternatif olarak değerlendirilebilir.

Özümüze dönmeliyiz. İş hayatında her gün bir yeni güçlükle karşılaşılıyor. Hepimizin farklı yetkinlikleri var. Bu durum, bazı işleri diğerlerinden daha iyi bazılarını daha kötü yapmamıza neden oluyor. Hepimizin Ikigai çemberlerinin kesişim noktasında bulunan en değerli noktamızı yani özümüzü bulmaya çalışmamız gerekiyor.

Geçen ay tanıştığım İzmirli iki girişimci genç, bu noktada oldukça başarılı bir örnek olarak önümde duruyor.

Sürekli gelişim. Reid Hoffman’a göre her profesyonel çalışanın kendisini becerilerini geliştirmeye devam eden bir birey olarak görmesi gerekiyor. Bu yüzden kişilerin kendisini küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu girişimcilik becerileriyle donatması, büyük öneme sahip. Bugün bir kişinin işini yapabilecek binlerce insan var. Dolayısıyla bireylerin kendilerini diğerlerinden farklılaştıracak özellikler kazanması gerekiyor.

Öngörü kritiktir. Bir işe başlarken girişimcilerin, elindeki bilgi ve maddi birikimlerini ciddi bir şekilde göz önünde bulundurması gerekiyor. Böylece girişimler, rakiplerine göre nerede olduğunu kolayca anlayabilir. Aynı zamanda girişimcilerin şu anki durumunda ne kadar kazanç elde edebileceğini öngörmesi ve hedeflerini belirlemesi şart. Bu noktada bu üç adım her zaman denge içinde olmalı.

Hayallerin peşinde koşarken para da kazanmak gerekiyor. Para kazandırmayan hobiler maalesef uzun vadede fayda sağlamıyor. Aynı şekilde sevmediğiniz bir sektörün kölesi olmak da sürdürülebilir bir çözüm değil. Bu yüzden ilgilerin ve bilgi birikiminin bir araya gelerek para kazandıracağı bir yolun oluşturulması gerekiyor. Faaliyet gösterilen alanda bir yenilik yaratmak rekabette önemli bir koz haline geliyor.

B Planı her zaman gerekli. Yapılan planlar her zaman yolunda gitmez. Bu yüzden planın gerçekleşmesini sağlayacak alt planların yapılması gerekiyor. Bu noktada alt planları gerçekleştirmek için gereken bilgileri öğrenmek her zaman ilk adım olmalı. Aynı zamanda planı gerçekleştirirken her zaman iki adım ilerisini düşünmek ve işlerin ters gitmesi ihtimaline karşı yedek planlar oluşturmak da kritik öneme sahip. Değişime ayak uydurmayı sağlayacak bu esneklik çok büyük artılar kazandırıyor. Bugüne kadar gözlemlediğim kadarıyla B planı, girişimcilerin karşısına en çok aşağıdaki konularda çıkıyor:
• Teknoloji: Özellikle yazılım şirketlerinde başlangıçta düşünülen teknoloji bileşenlerinin değiştirilmesi veya mevcutlara yenilerinin eklenmesi gerekiyor.
• Finans: Hedeflenen gelirlerin gerçekleşmesindeki gecikmeler veya beklenmeyen giderler, finans konusunda birden fazla plan yapma zorunluluğunu ortaya koyuyor.
• Pazar/Müşteri: Günümüzde pazar büyüklüğünüz veya pazar büyüme hızınız, gelirlerinizi belirleyen en önemli unsurların başında geliyor.

Network, network, network!

Ağ kurmanın (networking) yadsınamaz öneminden de bahsetmemiz gerekiyor. Ağ kurmanın Türkiye’deki en önemli isimlerinden birisi Ertuğrul Belen, networking’i web sitesinde “Yanınızdaki kişinin hedeflerine ulaşma ve başarılı olmasını sağlama sanatı” olarak tanımlıyor. Bir ilişki ağı oluşturmak, profesyonel büyüme için çok önemli. Tanıdıklarla proaktif bir şekilde işbirliği oluşturmak ve bir süredir konuşulmamış kişilerle ilişkileri yeniden canlandırmak, sizlere birçok yeni iş getirebileceği gibi birçok yeni kişiyle tanışma imkanı da yaratacaktır. Aynı zamanda bir bilgiye ihtiyaç duyulduğunda bu bilgiyi networkten edinebilmek, günümüzün iş dünyasında karşılaşılan birçok sorunun önüne geçebilme imkanı sunuyor.

Yeni kurulmuş ve gelecek vadeden bir girişimin en önemli zorlukları, biri ilk iki müşteri anlamına gelen alfa ve beta müşterilerini nerede bulacaklarını bilmemelerinden kaynaklanıyor. Aslında iyi bir ağınız varsa, fikrinizi pazara ulaştırmakta diğerlerinden bir adım önde olduğunuz rahatlıkla söylenebilir.

Güvenli risk. Risk, hayatın her alanının bir parçası. İş yaparken riskler konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Riskleri gözümüzde büyütmek insan olarak yapımızda var. Ancak olabilecek en kötü senaryonun etkisi azaltıldığında riskler daha kolay alınabiliyor ve belirsizlik ile risk arasındaki farkın ne olduğu çok daha kolay anlaşılıyor. Günlük işlemlerde küçük riskler almak, büyük bir risk alırken daha hazırlıklı olunmasını sağlıyor.

Sonuç

21. yüzyılda insanların çalışma hayatı içinde bulundukları süre, insan ömrünün uzamasına bağlı olarak artıyor. Bu da üniversitede elde edilen bir mesleği kariyerinizin sonuna kadar devam ettirmenizi zorlaştırıyor. Bu nedenle, önümüzdeki dönemde kariyerler ancak farklı yetkinlikler geliştirerek ve sürekli yeni şeyler öğrenerek sürdürülebilecek gibi görünüyor.

Diğer taraftan crowdsourcing gibi kavramlar da çalışma hayatının geleceğini bireyleri daha özgür tercihler yapma noktasına getirirken, girişimciliğin kapısını daha da aralıyor.

Özetlemek gerekirse becerilerin üzerine yatırım yapmak, iş fırsatlarını kovalamak, riskleri akıllıca almak ve daha da önemlisi, kişiye özel kariyer hedefleri oluşturmak gün geçtikçe daha önemli bir hale geliyor. Bu yüzden özellikle birçok kişi tarafından Z kuşağı olarak da tanımlanan gençlerin bu tavsiyelere kulak vermesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?