Tam Dijitalleşme ile Mahremiyetin Savaşı Başladı (mı?)

Bunu birkaç dijital şirket ile toplumlar arasındaki mücadele olarak da tanımlayabiliriz (değil mi?).
Yazan: Fütürist, Dijital Dönüşüm Danışmanı Samet Çelik

Vodafone oksijenCambridge Analytica skandalı patlak verdikten sonra birçoğumuz özel hayatlarımızın gizliliği ile ilgili endişelerimizi ‘paylaşmaya’ başladık, bazılarımız bugüne kadar farkında olmadığı gerçeklerle yüzleşti belki de. Ancak aynı hataları tekrarlamakta da gecikmedik: Cambridge Analytica skandalı henüz gündemin sıcak konusuyken, Instagram (Facebook’un şirketi, Facebook’u silersek dertlerimiz bitecek mi?) hikayelerinde GetContact adlı uygulamadan ekran görüntüsü paylaşımlarını da sık görür olduk. Uygulamayı yüklediğinizde arkadaşlarınızın sizi telefon rehberlerine nasıl kaydettiğini görebiliyorsunuz. Bu örnekte anlamakta zorlandığım husus şu: İnsanlar neden bunu merak eder ve meraklarını giderme pahasına tüm özelini ne olduğu belirsiz bir uygulamaya açar? Gerçek-ötesi dönemin garipliklerinden biri deyip geçmek mi lazım yoksa derununa inmek mi, karar veremedim…

Konuyla ilgili Bilgi Teknolojileri Kurumu Başkanı, bu ve benzeri uygulamaların yol açacağı güvenlik açıklarına ilişkin bir açıklama yaptı, Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliği GetContact uygulamasını yasakladı ve BTK benzer 70 uygulamaya erişim engeli getirme kararı aldı.

Görüldüğü gibi Facebook-Cambridge Analytica skandalının başlattığı tartışmada konuşacağımız daha çok şey var ve yeni başlıklar da eklenecek şüphesiz. Yani her şey daha yeni başladı…

Bizi bu noktaya getiren Facebook’un geçmişine ve üzerinde çalıştığı projelere kısaca bakmakta fayda var ki şu an internete hükmeden birkaç şirketin insanlık için nasıl bir gelecek tasarladığını anlamamıza yardımcı olsun.

The Facebook, Harvard’lılara yönelik bir uygulama olarak yola çıkmıştı. Başlangıçta Mark’ın amacı; kampüsteki kız öğrencilerin ilişki durumlarını öğrenmekti (bir nevi çöpçatanlık yani), bir süre sonra diğer kampüslere açıldı ve kullanıcı sayısı hızla arttı. Mark’ın yolu Sean Parker’la kesiştiğinde The Facebook, onu bugüne getiren hikayesini yazacağı evreye geçti. Önce adındaki ‘the’yı attı, devamında ilk yatırımı için görüşmelere başladı ve 500 bin dolarlık melek yatırımla Facebook gerçek anlamda bir startup’a dönüştü. İkinci yatırım, yaklaşık 1 yıl sonra Accel Partners tarafından yapıldı. Bu yatırım şirketini ilginç kılan, ABD merkezi haber alma teşkilatı CIA ile olan ilişkisi: CIA, Accel Partners’a fon aktaran kurumlardan biri. Bu da CIA’yı Facebook’un erken dönem yatırımcılarından biri yapıyor ve bugün hararetle (?) konuştuğumuz ağ tarafsızlığı, mahremiyet gibi konuları daha ‘anlamlı’ hale getiriyor.

Facebook’un bugünkü ürün ve hizmetleri ile gelecek planlarına baktığımızda yalnızca tüm insanları birbirine bağlamak için çalışmadığını, sanal bir uzay yaratma niyetinde olduğunu ve gerçek ile dijitali birleştirecek adımlar attığını görüyoruz (tıpkı diğer birkaç dijital şirket gibi).
Spaces, sanal bir uzay yaratmak ve sosyal medya iletişimini yeni bir boyuta taşımak için Facebook’un çok önem verdiği yatırımlarından biri.

Böyle bir deneyimi yaşamak isterseniz; sanal gerçeklik gözlüklerinizi takıp, dijital dünyada istediğiniz yere ‘ışınlanıp’, gerçek dünyada mümkün olmayan bir esneklikte arkadaşlarınızla ‘sosyalleşebilirsiniz’. Sanal gerçeklik, ilk bakışta birçok imkan sunan harika bir teknoloji gibi görünebilir -ki hakikaten işleri kolaylaştıran, verimliliği ve yaratıcılığı artıran yönleri var- ama iş insan doğasına geldiğinde halen nasıl çözüleceği tam olarak bilinmeyen fiziksel, psikolojik vb. sorunlara yol açtığını da not etmeden geçemeyiz. Facebook’un büyük yatırım yaptığı sanal gerçeklik, internet bağımlılığının yarattığı sorunlarla birleştiğinde, insanların gerçekle olan bağlarının kopma riskini çözmemiz gereken en büyük sorunlardan birine dönüştürüyor.

Facebook’un kullanıcılarına sunduğu diğer bir hizmet, canlı yayın aracı. Canlı yayın özelliği Periscope’la hayatımıza girse de bu alanda Facebook liderliği kimseye bırakmadı. Facebook profilleri ve sayfaları üzerinden yapılabilen canlı yayınlarda kullanılan yüz filteleri, işi eğlenceli kılmak için sunulan araçlardan.

Birkaç hafta önce CHP’li bir vekilin, grup toplantısını Facebook’tan canlı yayınladığı sırada yüz filtrelerini kapatmaması yüzümüzü güldürmüştü.

İşin eğlencesi bir tarafa; canlı yayınlar sırasında Facebook’un arkaplanda yaptığı asıl şey, insanların yüzlerini farklı duygu durumlarında ve her açıdan kaydedip analiz etmek. Elde ettiği veri ne kadar kıymetli, değil mi? Üstelik ücretsiz!

Mark Zuckerberg’ün kongre sorgusundan bir an.

Bunlara ek olarak Facebook’un gelecek planlarına bakacak olursak, endişe verici projeler üzerinde çalıştığını görürüz. Örneğin sosyal ağ devi, düşünce ile dijital araçları birleştirecek arayüzler üzerinde çalışıyor. Buna zihin okuma çalışmaları da diyebiliriz. Hedefi; bir gün hiçbir araca ihtiyaç duymadan, yalnızca zihninizi kullanarak iletişebileceğiniz arayüzler geliştirmek. Muazzam veri gücüne sahip bir şirketin, bir de beyinlerimize sızabildiğini düşünsenize? İnsanlığın geleceği açısından büyük bir tehdit demek bu.

F8 2017 Keynote Day 2

Gepostet von Facebook for Developers am Mittwoch, 19. April 2017

Sunumun beyin arayüzleri ile ilgili bölümünü, 1:08:00’dan itibaren izleyebilirsiniz.

Teknolojik ilerlemenin başka bir yönü de var

20. yüzyılın başlarında teknolojik gelişmeleri domine edenler, mucitlerdi. Tesla’dan Edison’a, dünyanın farklı yerlerindeki mucitler insanlığın ilerleyişine büyük katkılar sundu. 1950’lere doğru gelirken teknoloji üreten, inovasyon yapanlar, şirketlerdi (bazı mucitler şirketleşti de diyebiliriz). Bir süre büyük şirketlerin hakimiyetinde ilerleyen süreç, 21. yüzyılın başlarından itibaren girişimcilerin hakimiyetine girmeye başladı. Yeni nesil girişimcilerin attığı devrimsel adımlar, geleceğimizi şekillendirmeye başladı. Ancak özellikle internet kullanımının yaygınlaşması ile birlikte teknolojik gelişimi yönlendiren yeni ve önemli bir aktör çıktı sahneye: Toplum. İnsanların kullanımına sunulan ürün ve hizmetler, bir süre sonra onları kullanan toplumlar tarafından yeniden yorumlandı ve kimi yok oldu bu ürün ve hizmetlerin kimiyse kendini güncelledi, geliştirdi ve varlıklarını sürdürdü. Gelecek 30 yıllık periyotta toplum, bu anlamda önemli bir aktör olmaya devam edebilir. Ancak…

Çöpçatanlık odaklı yola çıkan Facebook, kullanıcı sayısı ve çeşitliliği arttıkça farklı bir kimliğe büründü. Toplum; Facebook’u eski arkadaşlarını bulma, aile ve akrabalarıyla iletişme, haber okuma gibi ihtiyaçları için kullanmaya başladı ve sunulan hizmeti dönüştürdü. Facebook da toplumun bu dönüştürücü etkisini okudu ve iş modelini buna göre güncelledi. Facebook vb. şirketler, kendilerini toplumun isteklerine göre geliştirdikçe insanlar mahremlerini şirketler ve diğer insanlar ile paylaşmada daha ‘açık’ hale geldi ve dijital iş modeline sahip şirketler için harika bir ortam oluştu. Bu süreç ise işleri istenmeyen bir noktaya getirdi: Artık Facebook ve benzeri şirketler -tarihte görülmemiş boyutta- toplumu dönüştürebilecek veri gücünü elde etmeye başladı. Facebook, kullanıcılarının; özel yazışmalarını, konum bilgilerini, yazıp paylaşmaktan vazgeçerek sildiği gönderilerini, telefonlarının içindeki her şeyi, fiziki ortamda neler konuşulduğunu, fotoğraf ve videolar yoluyla yüzlerini vb. tüm verileri kaydetti. İşte bu güç, toplumu manipülasyona açık hale getirdi. Dijital şirketler, tarihte görülmemiş bir güce kavuştu. Son skandal tüm insanlara gösterdi ki (en azından öyle olduğunu umuyorum); insanlara ilişkin muazzam verilere sahip olan bu şirketler; politik, ekonomik, kişisel vs. her türlü tercihimizi istedikleri gibi yönlendirebilir.

Bir simülasyonun içinde yaşayıp yaşamadığımızdan emin değilim ama şu net: Facebook-Cambridge Analytica ilişkisi gibi niceleri var ve böyle giderse insanlığı pek parlak bir gelecek beklemiyor.
Mesele sadece Facebook’u silmek değil, insana saygılı ve adil bir küresel yönetişim anlayışıyla geleceğimizi doğru şekilde tasarlamaktır. Aksi takdirde bağımsız düşünen son tür olma senaryosu gerçeğe dönüşür.
Velhasıl, insanlığın omuzlarında üstesinden gelmek zorunda olduğu ağır ödevler var…

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?