Logo Yazılım, İK ile Bulutu Buluşturdu

Enterprise Next röportajlarında bu hafta konuğumuz Logo Yazılım Türkiye Genel Müdürü Akın Sertcan oldu.

Salgın dönemiyle birlikte büyüme eğilimini sürdüren ve yeni ürünleriyle ön plana çıkan Logo Yazılım, İK süreçleri ile bulutu da bir araya getirdi. Logo Yazılım Türkiye Genel Müdürü Akın Sertcan sorularımızı yanıtladı, keyifli okumalar.

Enterprise Next:  Aslında Akın Bey, az önce bahsettiğim dijital dönüşüm, dijitalleşme, iş yazılımları derken ilk sorumuza biraz oradan girelim isterseniz dijitalleşmeyi konuşalım, şirketlerin dijitalleşme süreciyle ilgili neler söylersiniz Türkiye’de?

Akın Sertcan:

Genel olarak değerlendirdiğimizde dijitalleşme pandeminin etkisiyle önemli bir değişim gösterdi, bizim için rahatlatıcı etkileri oldu. Bundan 4-5 sene önce sunumlarda işe gitmeden de üretim yapılacak, sevkiyatlar yönetilecek dediğimizde “yok canım, onlara çok var, daha oralara gelemedik” denilirken, pandemi bu süreci hızlandırdı. Bir taraftan da tüm dünya ve ekonomilerinde de inovasyon yapma yetisi veya bunlarla ilgili olarak yetenekleri de arttı. Çok hızlı adaptasyon gereken bir süreç geçirdik. Bu süreçlere, değişimlere nasıl adapte olacağız, günlük hayatın devam etmesi için hangi modelleri geliştireceğiz deyince, bunlar hem iş modellerine hem de tabi teknolojiye de yansıdı. Zaten dünya tarihine de baktığımızda inovasyonlar, büyük değişimlerin, dönüşümlerin genelde böyle toplumsal önemli olaylardan sonra gerçekleştiğini görüyoruz. Baştan aşağı dizaynların olduğu, bazı sorguların daha rahat, daha radikal yapıldığı dönemler oluyor ki ben pandemide de bu durumu gördüm. Hatta iki açıdan gördüm. Bu teknolojinin gereksinimi teknolojiye ihtiyaçtan ziyade yaşadığımız durumun getirdiği ihtiyaçtan dolayı teknoloji ayak uydurmak durumunda kaldı.

Birincisi; uzaktan çalışma hayatımızın önemli bir parçası oldu. Yani iş yerlerine gidemeyip pandeminin etkisiyle evlere kapanınca veya şirketlere girişler mümkün olmayınca önceliklerimiz değişti. Öte yandan da tedarik zincirinin sürdürülebilirliğinin sağlanması gündeme geldi. Biz de hep onu söylemeye çalıştık, hatta ben birçok STK’da da komite üyesiyim, evden de çalışırız tamam ama “tedarik zinciri devam etsin” dediğiniz noktada yazılım şirketlerine yani bize ihtiyaç var. Oradaki sevkiyatın yapılması, faturanın kesilmesi, ürünlerin üretilmesi gibi her aşamada yazılım öne çıkıyor. Ben birinci sebebin inovatif değişimi ve dönüşümü ivmelendiren noktalardan bir tanesinin uzaktan çalışma süreci olduğunu düşünüyorum.

Bununla beraber bugün bahsettiğimiz sanayi 4.0, endüstri 4.0 söylemlerinin tam hayatımıza girdiği noktayı gördük ki burada altyapılar sorgulanmaya başladı, uzaktan çalışmaya uygun yazılımlar. “Web’ten niye kullanalım ki, makinemizi geliyoruz sabah açıyoruz, bilgisayarda da yazılım çıkıyor”. Peki ya sabah bilgisayarımızı ofise gidip açamazsak… işte bu noktada uzaktan bağlanmamız gerekiyor. Tam da bu dönemde kiralama yazılımları, web tabanlı yazılımlar önemli şekilde popülerlik kazandı. Bu durumu da yeni normal olarak ifade ediyoruz. Daha önce sevgili Levent Erden ile de bir sohbetimizde yeni normal deyince, “yenidir veya normaldir hem yenidir hem normaldir olmaz” diye konuşmuştuk. Hakikaten baktığımız zaman yeniler diye ifade edebiliriz. Yeni yaşam şekli ve normalleşme dersek artık hayatın bütün temelinde hibrit modeller dediğimiz modeller geliştirilmeye başlandı. Ben aslında teknolojik dönüşümün bu hibrit modelleri de destekleyecek bir şekilde dönüştüğünü gördüm ve belki de bu hibrit model kararları bu teknolojik dönüşümle daha rahat düşünülüyor. Yani artık iki haftalık periyotlarla şirketlere gidenlerin, tamamen belli birimleri uzaktan çalışanların dijitalleşmedeki en büyük atılımı yaptığını düşünüyorum.

İkincisi ise; önceden hep tek taraflı bilgi vardı, yani insanın makineye tek yönlü iletişimi söz konusuydu. Bilginin verilmesi, girilmesi ve çıktının fatura olarak veya değişik raporlar olarak gelmesiydi. Yani bu süreçte çift taraflı bir iletişim var. Ancak artık yapay zekaların, değerlendirmelerin, sonuçların otomatik yapıldığı; makinelerle, sistemlerle insanların çift taraflı iletişiminin sağlandığı; bundan sonraki öngörüler ne olacak, bundan sonraki planlar ne olacak, senaryolar ne olacak gibi soruların yanıtlarının arandığı bir dönemdeyiz. Bunları genelde programların içinde üretim tarafında veya insan kaynakları birimlerinde ücretsiz simülasyonlar olarak görüyorduk ama artık iş yazılımları tarafında da bunlara çok ihtiyaç oldu. Bunun temelindeki BI veya BA diye geçen başlangıçlar artık yapay zeka ve bunun daha sonrasında da robotik kontrollerle; IoT (Nesnelerin İnterneti) hayatımızda öncü haline geldi. Çünkü uzaktan öğretim, uzaktan makinelerin kontrolü, birbiriyle haberleşmesi söz konusu ve bu süreçte de dijitalleşmeyi bu iki alanda gördüğümü söyleyebilirim.

Logo olarak biz bu alanda yer alıyorduk. Yani uzaktan çalışma modeli olmadan da bizim öngörülerimiz; dağınık yapılar, dağıtım sistemleri, uluslararası şirketlerin, çoklu şirketlerin konsolidasyonu gibi, uzak çalışma modellerine, kalabalık kitlelere yönelikti. Bu çözümlerin ihtiyaç olduğunu anlattığımız noktalar oldu. Logo olarak da Türkiye’de yerli dinamikleriyle en fazla KOBİ’ye ulaşan bir şirket olarak bunları zaten yapmayı bir zorunluluk ve bir görev olarak biliyorduk. Burada da Türkiye’nin dijitalleşmesine, refleksine yön vermeye çalıştık.

Buradaki rolümüzü çift taraflı olarak düşünüyoruz; bir tanesi teknolojiye şirketlerin ayak uydurması, bir de danışmanlık tarafı olarak görüyoruz. Yani dijital dönüşüm, dijitalleşme ve dijital süreçlerin hayatımıza girmesinde yönlendirici bir etkimiz olduğunu düşünüyorum. Ürünlerle, hizmetlerle, süreçlerin anlatımıyla, doğru kurgulanan süreçlerin işlere verimliliği ve bunların da belki yatırım gereksinimlerini azaltması veya çoğaltması, hangi yönden baktıklarına bağlı olarak tüm bu süreçleri tetikleyen bazı yönlendirmelerde bulunuyoruz ki kendi bünyemizde de ‘Dijital Dönüşüm Hizmetleri’ adında özel birimimiz bulunuyor. İş birimleri olarak baktığımızda bundan 1,5-2 sene önce yeni bir yapılanmaya gittik, kanal, pazarlama birimleri gibi bölümlerimiz tamamen merkezi bir yapıya kavuştu ve grup fonksiyonlarına ayırdık. Sektörel olarak öncelikli olan birimleri örneğin perakende gibi içeride ayrı bir iş birimi gibi yönetmeye başladık. Bunun yanı sıra sizin de bildiğiniz gibi elektronik, e-devlet süreçleri, e-çözümler dediğimiz sistemlerde önemli aşama kaydetti. Sadece e-irsaliye, e-fatura, e-arşivle başlayan süreç artık başka otomasyonları gerekli kılıyor, ki onu da eLogo’yla ayrı bir iş birimi olarak yönetiyoruz. Tüm bu grup yapılanması ve birimlerimizle hedefimizi, ‘şirketlerin dijital dönüşümdeki ihtiyaçlarına cevap vermekten önce göstermek ve buna uygun çözümler sunmak’ şeklinde özetleyebilirim.

Enterprise Next: Buradan kullanıcı deneyimine biraz bağlamak istiyorum. İnsanların kafasında kullanıcı deneyimini deyince, işte saati kullanıcı gibi algılanıyor, bu türlü kurumsal şirketlerdeki kurumsal uygulamaların da kullanıcılar olduğunu ve bunların da deneyimleri sayesinde yazılımları geliştireceğini anlatamadık insanlara. Nedir burada sizin Logo olarak bakış açınız ve diğer şirketlere önerileriniz?

Akın Sertcan: Bu noktada biraz geçmişe bakmak faydalı olacaktır. Sektörde eski olmamız veya deneyimli olmamız nedeniyle geçmiş ile şimdi arasındaki farkları daha net gözlemleyebiliyoruz. Örneğin muhasebe yazılımları makinenin üzerinde yüklü yazılımlardı ve tüm yazılımlara kullanılabilir olarak bakıyorduk. “Bir kere yazıldı, çok kere niye satıyorsunuz?” gibi sorularla da karşılaşıyorduk. Şimdi ise yazılım teknolojinin, donanımın da önüne geçmiş durumda, önce yazılımın ve sürecin ne olacağı gösteriliyor. Eskiden ne gösterirseniz o kullanılıyor ve gösterilen kadar kullanılıyordu. Ama şimdi öyle bir duruma geldi ki, müşterinin ihtiyaçları çok çeşitlendi. Aynı sektörde aynı işi aynı büyüklükte yapan firmaların bile iş yapış modelleri, süreçleri değişti. Dış paydaşları değişkenlik gösterdikçe çalışma modellerinde de değişiklikler gösteriliyor. Öyle olunca son yıllarda da trend olan, artık müşteriyi duymak, müşteri odaklılık en popüler sözlerden bir tanesi oldu. Ben bunu müşteriyi dinlemek olarak tanımlıyorum. Yani odaklanmak önemli ancak odaklanıp ona yönelik çalışmaları yapabilmek için önce dinlemek gerekiyor, burada da ihtiyaçlara bakmak gerekiyor. Burada aslında salgında bir şey daha değişti; müşteri neye ihtiyacı olduğunu kendi belirlemeye başladı.

Bunun yanı sıra müşteri deneyiminde biz yaklaşık 2-3 senelik süreçte bazı çalışmalar yapmıştık. Müşteriyi dinlemeye, müşteri tarafından sahayı algılamaya yönelik ajanslarımızla, farklı çalışmalarla yapmış olduğumuz anketler, saha çalışmalarıyla aldığımız feedback’ler vardı. Tüm bu çalışmalarımız ışığında ürün geliştirmeden, pazarlama stratejilerinden, kanal satış stratejilerinden birçok noktada sahadan gelen talepleri dinlemeye başladık. Hatta bu sene daha da profesyonel hale getirdik ve bizim bakış açımızın ve çalışmalarımızın yanı sıra bu konunun danışmanlık mertebesinde olması gerektiğini düşündük. Yani süreçleri uçtan uca ele aldık ve müşteri ile Logo arasındaki tüm işleyişin analiz edilerek kurgulanması şeklide düşündük. Bu standartları da üst seviyeye taşımalıyız noktasında Partner Republic ile bir dönüşüm ve danışmanlık projesi başlattık. Bu iş birliğimizle de hizmet odaklı yazılım anlayışımızı yaygınlaştırmaya çalışıyoruz. Artık ürün değil sunduğumuz hizmet, SaaS servisler, mikro servisler haline geliyor. Kısaca, neyi istersen kullan. Neye ihtiyacın var, gir üyesi ol, kullan veya satın al, kullan. Kullanmak mı istemiyorsun, üyeliğini iptal et veya satın almanı durdur şeklinde bir hizmet veriyoruz.

Bu anlayışı yayacak bir proje başlattık. Burada şirketin en üst düzeyinden en alt birikimindeki bütün arkadaşlarımıza bu yaklaşımın temelini anlattık. Danışmanlıkta çeşitli komiteler ve gruplar kurarak müşteri neyi ister ve müşterinin önceliğini nasıl anlayabiliriz diye düşünmeye başladık. Hatta ilk başlattığımız projedeki ilk çalışmamızda “önce müşterim” diye bir grup oluşturduk. Bu da müşteri deneyiminin üst düzeye çıkarıldığı, verilerin bir merkezde toplanarak arka planda nasıl döndüğünün müşteriyi ilgilendirmediği ancak hızlı, kesin çözüm şeklinde müşteriye ulaşacak bir yapı kurgulamaya başlayarak pilot çalışmalarımızla ilk adımı attık. Burada da hedefimiz, biraz önce söylediğim gibi ürün geliştirme sürecinden satış sürecine, kanal sürecinden, müşteriye temas ettiğimiz noktalara, kullanıcının bunu kullanması ve bu kullandığı üründen sonra da geri bildirimlerini alabildiğimiz ve iyileştirebildiğimiz tam bir müşteri odaklılık perspektifi sunmaya başlamak oldu.

Bu gelişmenin sadece Logo’ya indirgemesi söz konusu değil, yani Logo’nun yanı sıra dış paydaşlarımızda çok önemli. 800’den fazla iş ortağımız var ve ortalama 10 kişilik firmalar olduğunu düşünürsek 8 bin kişilik bir ekosistemden bahsediyoruz. Yani Logo sahada 1.200 kişinin yanı sıra Logo’nun iş ortağı olan her bölgede aynı şekilde temsil ediliyor. Bu standartları oralara da indirgemek için, iş ortaklarımızı da bu projenin içine dahil etmemiz gerektiğine inanıyoruz. Bu noktada tüm Logo sisteminde bir güven tesis ederek kurumsal itibarı arttıran bir yaklaşım benimsedik. Hedefimiz ise müşterinin memnuniyetini artıracak, marka bağımlılığını sürdürmesini sağlayacak yaklaşımlar sergilemek. KOBİ’lerden büyük kurumsal işletmelere kadar oldukça geniş bir portföyümüz var. Hepsinin beklentisi farklı olabiliyor, tek kullanıcılı bir müşterimiz de var, bin kullanıcılı müşterimiz de var. Bu bağlamda biz de tam tersten bakarak, o müşteriler bizden ne bekler ve biz yapımızı oraya nasıl evriltiriz diye düşünmeye başladık. Burada da yapmış olduğumuz danışmanlıkla oluşturduğumuz süreç revizyonlarına 2021 itibarıyla başladık. Bunu, 2022’de de devam ettirip tam olarak müşterinin merkeze alındığı, süreçlerin de müşterinin etrafında döndüğü bir yapı kurgulamaya çalışıyoruz.

Enterprise Next: O zaman hızlıca İK tarafına geçelim, biraz da bu salgınla beraber insan kaynakları tarafında çok büyük değişikler oldu, bazı şirketler evden çalıştı, bazıları çalışmaya devam etti. Döndüğümüz zaman da duyuyoruz ki Amerikan şirketlerinden bir tanesi Cuma günleri yok artık bizim hayatımızda, Cuma, Cumartesi, Pazar tatil dedi. Bir tanesi koskoca holding yok, ofis yok, herkes evinden çalışacak dedi. Böyle durumlar tabii ki İK süreçlerinin bir anda kafaların karşımasını insan kaynakları yöneticilerinin de böyle çıldırmasını sağlıyor, bu anlamda da sizin çözümleriniz devreye giriyor cankurtaran gibi. Neler söylersiniz sizin taraftaki yeni nesil çözümlerinizle ilgili?

Akın Sertcan: Daha önce de bahsettiğim gibi hem uzaktan çalışmanın getirdiği dönüşüm hem de süreç değişimleriyle beraber insan kaynakları önemli bir rol almaya başladı. Biz şirkette de birçok konumuzu artık insan ve organizasyonel dönüşüm ekiplerinin yönlendirmeleriyle şekillendirme başladık. Çünkü bu dönemde öncelikle sağlık dedik, sağlıktan sonra sürdürülebilirlik dedik ve sürdürülebilirliği yönetebilmek için de bazı süreçleri uzaktan çalışma modeline göre adapte etmemiz gerekti. İK, ekipleri sahada değil şirketin merkezinde personelin, ekiplerinin olduğu yerlerde faaliyet gösterirken bir anda uzaktan çalışmaya geçmiş oldu. Burada da aslında müşteri deneyiminde söylediğim gibi, müşteriyi yine merkeze alarak müşteri ne bekler diye düşünerek çalışmalar yaptık. Tabii bunlar ürünlerin satın alma modellerindeki değişikliklerle beraber teknolojik değişiklikleri de getirdi. Biliyorsunuz yakın zamanda satın alımını yaptığımız “Peoplise” diye bir firmamız daha var. Peoplise’ın odak noktası personel alımlarının dijital ortamda yapılmasıydı ki bu dönemde sanırım en önemli ihtiyaçlardan biri haline geldi. Yani personel alımını yapacak firmaların yüz yüze görüşme imkanını bulma şansları pek olmadı. Bir taraftan da başvuran kişiler açısından da bu biraz zorlu bir deneyimdi. Elbette daha önce de yapılıyordu ancak bu sefer standardın buna göre olması zorunlu hale geldi ve Kim nasıl görüşecek? Bu nasıl kayıt altına alınacak? Yetenek yönetimleri nasıl yapılacak? gibi sorular sorulmaya başlandı. Logo olarak bizim bu doğrultuda SaaS dönüşümüyle beraber insan kaynakları özelinde daha önce başlatmış olduğumuz bir çalışmamız vardı. Çalışmalarımızı da aslında SaaS’ta ERP tarafında değil insan kaynakları tarafında yaptık. Burada da çıkardığımız bir “Payroll” ürünümüz var. Bu noktada ürün segmentasyonunu ikiye ayırdık. Bir tanesi, alışılagelmiş bildiğimiz kurulum yönetimiyle tasarladığımız çözümler. İkincisi de hayatımıza yeni giren “cloud/bulut çözümler” dediğimiz SaaS çözümler.

Logo olarak İK süreçlerinin işe alım noktasında başlaması gerektiğini düşündüğümüz için Peoplise ve iş ortaklığımızla beraber işe alım sürecinin tamamen dijitalleşmesini sağlamış olduk. Bordroda gayet iyi bir noktadaydık, yani Türkiye’de 4,5-5 milyonluk bordro süreci tamamen Logo ile çözülür durumda. Bununla birlikte doğru adayı doğru pozisyonda elektronik dijital ortamdan belirleyip, bu görüşmeleri kayıt altına alıp, bunların tarihçesini tutup değerlendirmelerini dijital ortamdan yöneticilere, ekip yöneticilerine, liderlerine yaptırıp karar mekanizmasını oluşturmak önceliklerimiz arasındaydı. Burada işçi alım yönetim portallarımız var ve kullanılıyor. Bunun dışında işe alımdan sonraki süreçte de ücret ve performans notu ve takibi geliyor. Tüm bunlarla birlikte süreçleri KVKK’ya uyumlu bir şekilde yapmak gerekiyor. Bu nedenle de son derece güvenli, özlük işlerinin de veri girişinin sağlandığı yeni ürün grubumuz olan Payroll ile bu çalışmalar yapıldı.

Ücret yönetimi Logo olarak en güçlü olduğumuz alanlar. Aynı zamanda avans, harcırah gibi günlük rutin personel işlemlerinin yönetimi ve takibi uzaktan çalışma dönemindeki izinlerin takibi ve performans yönetimini, çalışanların öğrenim yolculuklarını, eğitimleri, gelişimleri, gibi tümüyle bir insan kaynakları yönetiminin oluşturulduğu bir yapımız var. Bizim amacımız İK profesyonellerinin uzaktan operasyonel yüklerini hafifletmek ve aynı zamanda çalışanlar açısından da şirketlerinde çalıştıkları iş hayatları boyunca bütün tarihçeyi ve süreçleri dijital ortamdan görüp, izleyip kayıtlarını kontrol edip, giriş yapabilecekleri bir platform oluşturmaktı. Yeni ürünlerimizle bu şekilde bir hizmet sunuyoruz.

Enterprise Next: Bulut demişken hemen şunu da soralım. Siz yoğun KOBİ’lerle de çalışan bir şirketsiniz. KOBİ’lerde hep bulutta korkma, bulutta güvensizlik gibi bir süreç vardı geçtiğimiz dönemde, hala bu var mı onların kafasında, yoksa sizin gibi Türkiye’de çözümler bulutun da artık güvenli bir yer olduğunu, merkezlerinin güvenle çalıştırılabilecek alanlar olduğu algısı oturdu mu kafalarında?

Akın Sertcan: Önceye nazaran iyileşme var ve artık güvenlik sistemlerinin daha ön plana çıkmasıyla birlikte de güven aşılanıyor. Bu teknolojiler kullanıldığı zaman da bunlarla ilgili olarak güvenlik üst düzeyde şeklinde algılanabiliyor. Bunun yanı sıra eski sistemlere bağlı bir kesim de var. Veriler bende olsun, benim makinamda olsun, hatta sadece benim bilgisayarımda olsun, kullanan sadece buraya ulaşsın diye düşüneneler de mevcut. Ancak Türkiye’ye de teknolojik altyapıları güçlü veri merkezlerinin oluşması, siber güvenlik alanında bir güven veriyor. Logo olarak bizim de siber güvenlik çalışmalarıyla sunmuş olduğumuz ürünlerimiz bulunuyor. Bu çalışmalar Türkiye’de yerli-milli konseptinde de güvenlik, savunma sanayiyle beraber çok ön plana çıkan konuların başında geldiği için çok destekleniyor. Ben bu söylemlerin ivmelenmesiyle artık bulut çözümlere, buluta verilerin emanet edilmesine olan güvenenin artarak devam edeceğine inanıyorum. Hatta 2021’de uzaktan çalışmanın daha da yaygınlaşmasıyla birlikte ‘uzaktan çalışıyorum ve bu nokta da verilerimin ne kadar uzakta olduğunun bir önemi yok’ yaklaşımı da artmaya başladı. Daha önce de bahsettiğim gibi teknolojik bakış açısının 3 ila 5 sene hız kazandırdığını bu yaklaşımda da gözlemleyebiliyoruz.

Enterprise Next: Peki, o zaman daha fazla da vaktinizi almamak adına hem bu yılı konuşalım hem de geleceği konuşalım, kapatalım istiyorum. 2021’deki odaklarınız neler ve salgının hayatımızdan inşallah tamamen çıkacağı 2022’deki hedeflerinizi de konuşup bitirelim isterseniz Akın Bey.

Akın Sertcan: Odaklandığımız noktalardan bir tanesi, sürdürdüğümüz bir liderlik pozisyonumuz var ve liderliğimizi korumak için çalışıyoruz. Gerek değişen koşullara gerek kullanıcı davranışlarına gerek müşteri beklentilerine, piyasa koşullarına göre hareket ediyoruz. Bu nokta da iş modellerini hem çok istikrarlı ve doğru hem de durumlara göre değişken ve esnek yapabilmeniz gerekiyor, buna uyum sağlamanız gerekiyor. İşte biz de salgından önce kendi senaryolarımızı test etmiştik. Yaklaşık üç haftalık süreçte sanki uzaktan çalışıyormuşuz gibi şirkette olmamıza rağmen şirketle iletişimimizi kapatarak çalışmaya başladık.

Salgın koşullarına hazır olmak için rekabeti tabii ki önemsiyoruz. Bunların başında yazılım ve teknoloji çözümlerini bir hizmet olarak sunabilmek yani artık ürün konseptinden çıkmak gerekiyor. Tüm bunları hizmet olarak sunabilmek demek, tabii çok kritik bir söylem ve taahhüdü de oldukça zor. “Sürekli, kesintisiz ve kaliteli hizmet” olarak üçünü de sağlamanız gerekiyor. Özellikle uzaktan çalışmayla birlikte teknolojik olarak hizmeti bizler sunuyoruz, SaaS kiralama modeliyle ürüne üyelik şeklinde bağlanılıyorsa Logo olarak orayı canlı ve hizmete hazır tutarak, aksamadan bu hizmeti sağlamamız gerekiyor. Tabii hizmetlerimizi sunarken gelirlerimizin de düşmemesi önemli. Bu bağlamda müşterilerimize hizmet kalitesini artırarak sunmayı olmazsa olmazımız olarak görüyoruz. Yenilemeli ürünler diye tabir ettiğimiz, LEM dediğimiz versiyon çözümleri veya kontur hizmetlerinin olduğu e-hizmetlerin 2021’de de ciddi bir pazar payı alacağını ve bundan sonraki yıllarda da büyük bir ivmeyle artacağını öngörüyoruz.

Diğer odaklarımızdan bir tanesi de dikey çözüm alanları. Biraz önce söylediğim gibi organizasyonumuzu iki senedir bu yapıya doğru çeviriyoruz. Hangi noktada odak alanı görüyorsak iş birimi olarak yapımızı da buna yöneltiyoruz. Örneğin perakende bunlardan biriydi, Logo DİVA çözümleri ile perakende sektöründe ciddi bir potansiyele, müşteri kitlesine ve iyi bir referans grubuna sahibiz. Bunun yanında inşaat sektörü gibi seçtiğimiz niş alanlarda var. Proje takibinden hak edişlere kadar özel danışmanlık alarak Logo J-platformu ürünümüzle bu konudaki çözümleri de sunmaya başladık ki bu da ikinci sektör konusu diyebilirim. Logo olarak çözümlerimiz otomotiv sektörünün ihtiyaçlarını da karşılar durumda. Bu dikey çözüm alanlarına odaklanarak farklı sektörlerde de uçtan uca çözümlerimizi sunabilir hale geldik. Tabii müşteri deneyimini artırdığımız, müşteri ihtiyaçlarını karşıladığımız, müşteri odaklılık ve müşteri merkezlilik de yine bizim en önemli odak alanlarımızdan bir tanesi olacak.

Son olarak söyleyebileceğim ise biliyorsunuz Romanya ve Hindistan’da önemli yatırımlarımız var. Romanya’da Total Soft’la 400’ün üzerinde kadroyla Doğu Avrupa’da merkezîleşmiş ancak Avrupa’nın tamamına sektörel çözümlerle hizmet veren bir iştirakimiz var. Hindistan’da yine Infosoft firması olarak Logo’nun kendi iştirakidir. Orada da buradaki teknolojik deneyimimizi, hizmeti oradan alarak oradaki hizmeti kullanmak değil, buradaki teknolojik ürünlerimizi ve altyapımızı, deneyimlerimizi oradaki niş alanlara götürüyoruz. Özellikle perakende pazarında çözümlerimiz var.

Yaklaşık 39 ülkede ve yakın coğrafyada kendi çözümlerimizi kurduğumuz kanal üzerinden sattığımız ülkeler var; Türki Cumhuriyetler, Kuzey Afrika ülkeleri, Ortadoğu gibi. Bunun yanı sıra uluslararasılaşmak büyüme stratejimizin diğer boyutu. Tabi önceliğimiz Türkiye pazarı olmakla birlikte burada yaptığımız çalışmalarımızı yaygınlaştırmak istiyoruz. Belki belli sektörlerde ve niş alanlarda daha da uzmanlaşarak o ülkelerdeki sektörlere ve niş alanlara yöneltmek de önceliklerimiz arasında. Romanya ve Hindistan’da Logo olarak yer alıyoruz ancak 39 tane ülkeye kanallarımız üzerinden gidiyoruz. Bu kanal yapımızı da koruyup, genişletip daha büyük coğrafyalara ulaşma hedefindeyiz.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?