Sanal Gerçeklik: Rüyaların Satılığa Çıktığı Yeni Bir Dönem Başlıyor

On yıllardır çoğumuzun rüyalarını süsleyen, defalarca bilim kurgu hikâyelerine konu olan Sanal Gerçeklik (Virtual Reality) kavramı, teknolojik gelişimin yeterli olgunluğa ulaşmasıyla nihayet kapımıza dayandı. Acaba 9 yıl önce akıllı telefonların ortaya çıkmasına benzer bir teknolojik milatla mı karşı karşıyayız, yoksa bu da gelip geçici bir hevesten mi ibaret?

“Koş!” diye bağırdı biri arkamdan…

Daha birkaç saniye önce sinema salonunun içindeyken, birden perdenin içine geçerek kendimi filmin karakteri olarak buldum. Birileri arkama bile bakmadan koşmamı söylüyordu. Önümdeki engelleri aşmak için gövdemi sağa sola çevirirken, dönüp beni kovalayanın ne olduğuna baktım. Arkamdan gelen bir siluet vardı ama hatlarını pek seçemiyordum. Koşmanın gerçekten de iyi bir fikir olacağına karar verdim. Ta ki koridorun sonunda bir pencereyle karşılaşana kadar.

Elimi uzatıp pencereyi açtım. Şansa bakın ki önünde durduğum pencereyle karşı binanın penceresi arasına uzun ince bir tahta yerleştirmişlerdi. Beni kovalayan şey her neyse, kurtulmak için bu tahtanın üzerinde yürümem gerekiyordu.

Kollarımı iki yana açarak yavaşça adım atmaya başladım. Küçük bir adım, bir adım daha. Fena gitmiyordu. Ta ki asla yapmamam gereken şeyi yapana, aşağı bakana kadar. O zaman bir binanın 10. katında ince bir platformda yürüdüğümü fark ettim. Bu farkındalığın getirdiği panikle dengemi kaybetmeye başladım. Dengemi toplamak için diğer tarafa biraz fazla eğilince, bir anda platformun üzerinden kayıverdim.

Hızla düşüyordum. Az önce üzerinde yürüdüğüm platform gözümde giderek küçülürken binanın kat pencerleri hızla yanımdan geçiyordu. Düşerken iki kişinin sıkı sıkıya koluma yapıştığını hissettim.

Gözümdeki gözlüğü çıkardılar. Bir teknoloji konferansındaki küçük bir standın ortasında duruyordum. Biraz önce standın ortasına kapaklanmamı önleyen görevliler de yanımdaydı.

Ne hissettiğimi sordular. “Düştüm” diye cevapladım. Daha önce merak, heyecan ve korku gibi bilinçaltına özgü duyguları içimde bu kadar net uyandıran bir platformla karşılaşmamıştım.

Sanal gerçeklikle ilk tanışmam böyle oldu.

Yepyeni Dünyaların Kapıları Aralanıyor

Peki tam olarak neyin nesi bu sanal gerçeklik? Alıştığımız klasik monitörler yerine gözünüzün önüne yerleştirilen ekranlar yardımıyla dış dünyadan tamamen koparak, oluşturulan sanal bir dünyanın merkezinde yer aldığınızı hayal edin. Başınızı ne tarafa çevirseniz etrafınızdaki görüntünün perspektifi tıpkı gerçek hayattaki gibi değişiyor. Üstelik kontrol cihazları yardımıyla bu sanal dünyanın içinde gezinebiliyor, gördüklerinizle etkileşim kurabiliyorsunuz. Sanal gerçeklik en basit tanımıyla böyle bir şey.

Sandığınızın aksine yeni de sayılmaz. 1980’lerin başından beri zaman zaman deneniyordu. Hatta 1990’larda medyada çıkan yoğun haber furyasının etkisiyle o dönem hayatın içine girecek gibi bile olmuştu. “5 yıl içinde yaygınlaşarak dünyayı değiştirecek” öngörüsünde bulunanlar vardı. Ama tüketiciye ulaşacak olgunluğa erişebilmesi için 2016 yılına kadar beklememiz gerekti. Tıpkı akıllı telefonların gerçeğe dönüşebilmesi için 2007 yılına kadar yüksek çözünürlüklü ekranlar, mobil internet ağı, yüksek kapasiteli pil teknolojisi ve düşük güç tüketen bilgi işlem yongalarının yeterince gelişmesini beklemek zorunda kaldığımız gibi.

Bazı fikirler insanları ne kadar heyecanlandırsa da zamanı gelmeyince olmuyor.

OculusRift

Neden bu kadar beklemek zorunda kaldığımızı anlamak için sanal gerçeklik gözlüklerinin nasıl çalıştığını biraz anlatmakta fayda var. Gözünüze taktığınız andan itibaren yıllardır her köşesini ezberlediğiniz odanızı Mars yüzeyine çevirebilen bu teknoloji üç temel parçadan oluşuyor: Gözününüzün önüne sabitlenen bir ekran (bu ekran akıllı telefonunuzun kendisi de olabilir), ekrandaki uygulamanın çalıştırılmasını sağlayacak güçlü bir bilgi işlem aygıtı (PC, oyun konsolu veya yeni nesil bir akıllı telefon) ve kontrol cihazı. Bu üçünü kafanızın hareketlerini sağ sol,  yukarı aşağı ve yatay tüm eksenlerde hassas bir şekilde raporlayabilen algılayıcılarla bir araya getirdiğinizde, hele üstüne bir de pozisyonel ses destekli bir kulaklık taktıysanız görüş açınıza yerleşen dünyanın bir parçası olmak için önünüzde bir engel kalmıyor. Bu arada görüntüler her iki göz için iki farklı çizildiğinden, gördüğünüz her şeyi derinlik hissi dahil olmak üzere üç boyutlu olarak algıladığınızı yeri gelmişken not düşelim.

Sanal gerçekliğin tüketiciye ulaşacak olgunluğa erişebilmesi için 2016 yılına kadar beklememiz gerekti. Tıpkı akıllı telefonların gerçeğe dönüşebilmesi için 2007 yılına kadar yüksek çözünürlüklü ekranlar, mobil internet ağı, yüksek kapasiteli pil teknolojisi ve düşük güç tüketen bilgi işlem yongalarının yeterince gelişmesini beklemek zorunda kaldığımız gibi. Bazı fikirler insanı ne kadar heyecanlandırsa da zamanı gelmeyince olmuyor.

Gelelim neden bu kadar beklediğimiz konusuna. Sanal gerçeklik gözlükleri, küçük bir ekran üzerinde oluşturulan görüntüleri mercekler yardımıyla büyüterek gözünüze yansıtıyor. Böylece görüntünün bakış açınızın neredeyse tamamını kaplamasını sağlıyor. Diğer yandan, yansıtılan görüntünün büyütülmesi nedeniyle ekrana bakarken görüntüleri oluşturan pikselleri saymamanız için bu ekranlar olabildiğince yüksek çözünürlüklü olmak zorunda. Dahası, masa üstü uygulamalarda saniyede 30 kare gibi rakamlar yeterli olurken sanal gerçeklikte kullanıcının yaptığı hareketlerle görüntü arasındaki gecikmeyi hissetmemesi için saniyede en az 60, hatta mümkünse 90 karenin altına inmemeniz gerekiyor. Bunun üzerine bir de üç boyutlu görüntüleme için her seferinde iki göz için iki ayrı kare çizmek zorunda oluşunuzu ekleyin.

Son olarak tüm bunları kafanın hareket etmesinden itibaren en geç 50 milisaniyede gerçekleştirmek zorundasınız. Aksi halde beyin gerçek bir ortamda olmadığının farkına vararak baş dönmesi ve mide bulantısı gibi hoşunuza gitmeyecek bir dizi reaksiyonu tetikliyor.

Bu nedenle sanal gerçeklik teknolojisinin ilk kullananları arasında yer almak istiyorsanız kesenin ağzını açmanız gerekiyor. 599 dolara satılan Oculus Rift veya 799 dolardan satılan HTC Vive sanal gözlükleri en az 1000 dolarlık PC’lerle bir araya getirmeniz veya bu işi akıllı telefonla halletmeyi düşünüyorsanız bugün için en az 2 bin lirayı gözden çıkarmanız lazım.

Milyarlarca PC’nin olduğu pazarda Nvidia’nın tahminlerine göre yılsonuna kadar Oculus Rift çalıştırabilecek yetenekte olanların adedi 13 milyona ancak ulaşacak. O nedenle sanal gerçeklik üst uç bir uğraş olmaktan çıkıp tabana yayılana kadar Samsung Gear VR en iyi, Google Cardboard en ulaşılabilir alternatif olmaya devam edecek.

Hayal ve Gerçek Arasındaki Ayrım Ortadan Kalkarsa

Bu yazıyı hazırlamak için yaptığım araştırmalarda pek çok haber başlığı altında sanal gerçekliğe dair son derece ilginç uygulamalarla karşılaştım. Eğlence merkezlerinde sanal gerçeklik gözlükleriyle Roller Coaster sistemleri kurmuşlar, kısa film festivali düzenlemişler, yardım kuruluşları tarafından içinde bulundukları olumsuz koşullar nedeniyle açlık ve sefillik çeken insanların hayatını yerinde göstermek için kullanılmış. Psikolojik rahatsızlıların tedavisinde yardım almışlar. Nisan ayında gerçekleştirilen bir ameliyat sanal gerçeklik üzerinden canlı yayınladılar.

Uyuşturucu kullananların dünyayı nasıl gördüğünü gösteren simülasyonlar bile çıktı. İnternete yön veren, hatta dijital formatların geleceğini belirleyen malum sektörün bu teknolojiye gösterdiği özel ilgiden bahsetmiyorum bile.

GSNA

Tüm bunlar önümüzdeki 5-10 yıl içinde sanal gerçekliğin birçok sektöre öyle veya böyle etki edeceğini gösteriyor. Mesela? Toplantı ve telekonferans alışkanlıklarımız tamamen değişebilir. E-ticarette bir şeyi satın almadan önce sanal gerçeklikte görmek, incelemek, hatta denemek mümkün olabilir. Sınıf eğitimi niteliğindeki eğitimler her ortama kolayca taşınabilir. Eğlenceye, sinemaya, oyuna, çalışmaya olan bakışımızı değiştirebilir. Endüstriyel tasarımdan mimarlığa, egzersizden sağlığa pek çok alanda zaman ve mekanı ortadan kaldırarak yepyeni deneyimlerin kapılarını açabilir.

Ama uzmanlar önce sanal gerçekliğin kendine özgü amlatım dilini, arayüzünü tasarlamak gerektiğini düşünüyorlar. 2007’de iPhone çıkmadan önce de akıllı telefonlar vardı, ama masaüstünde kullandığınız işletim sisteminin bir benzerini telefona aktarmaya çalışıyorlardı. iPhone’un bu dünyaya öğrettiği en önemli şey, her yeni yaklaşımın kendine özgü bir kullanım şekline sahip olması gerektiğidir. Şu an sanal gerçeklik de masaüstüne benzer menülerle ilerliyor. Belli ki burada da farklı bir yaklaşıma ihtiyaç var. Daha da önemlisi, bu yeni mecrada yeni nesil etkileyici hikâyelerin nasıl anlatılacağını daha iyi anlamaya ve keşfetmeye ihtiyaç var. Sizi uzakta tutan değil merkezine alan, izleyicisi değil kahramanı olduğunuz bir dünya söz konusu.

Belki bu noktada biraz da dikkatli olmak gerekiyor. Çok yakında size etrafınızı çevreleyen sanal bir dünyada dilediğiniz hayatı yaşama imkanı sunulacak. Gerçek dünyaya paralel olarak yaşadığınız bu yeni dünyada, hayattan beklediğiniz her neyse sahip olma fırsatı bulacaksınız. Belki bazıları bu hayatı gerçek olana tercih edecek, sanal bir uyuşturucu gibi içine çekecek. Endişelenmek için henüz erken, ama bir acaba sorusu orada duruyor.

Geçici Bir Heves Olarak mı Kalacak, Dünyayı mı Değiştirecek

En başta sorduğumuz soruya geri dönelim: Sanal Gerçeklik dünyayı değiştirecek bir teknoloji mi, yoksa yalnızca bir hevesten mi ibaret? Ben bunun insanların teknolojiye bakışını değiştirecek yeni bir başlangıç olacağına inanıyorum. Şu an bu işin ilk adımlarına şahitlik ediyoruz. 1992’de bugünkü 3 boyutlu bilgisayar oyunlarının atası olan Wolfenstein 3D’nin nasıl göründüğünü hatırlayın. O günden beri bilgisayarların görsel gerçekliği yansıtma konusunda ne kadar yol aldığını hayal edin. Şimdi yine benzer bir başlangıcın eşiğindeyiz. Bugün fiyatıyla yanına yaklaşamadığımız, sanal gerçekliğe hazır üst uç bilgisayarlar birkaç yıla kadar süpermarket raflarında satılmaya başlanacak. Üç beş yıla kadar gözümüzün önündeki görüntüyü gerçeğinden ayırt edemez hale geleceğiz. 10-15 yıla kadar dışarıdan bakan biri güneş gözlüğü mü, sanal gerçeklik gözlüğü mü taktığımızı anlamayacak.

Ve bu gözlüklerle birlikte bize rüyalarımızı satacaklar. Olmak istediği kişi olan, yaşamak istediği maceraları yaşayan, görmek istediklerini gören kişilere dönüşeceğiz. Fırsat buldukça kendi vahalarımıza, cennetlerimize çekileceğiz.

Cihazımda yüklü uygulamalara bakıyorum da. Biri topluluk karşısında konuşurken kendinizi gergin hissetmemeniz için alıştırma yapmak üzere kurgulanmış. Bir diğeri yükseklik korkunuzu azaltmaya çalışıyor. Biri Van Gogh’un tablolarında resmettiği mekanların içinde gezinmemi sağlıyor. Bir diğerinde dağ tepe seyahat ederek çoktan kaybolmuş bir uygarlığın sırlarını ortaya çıkarmaya çalışıyorum. Bir tuşa basınca üzerime yağmur yağıyor, diğerine bastığımda güneş açıyor. Karşımdaki minik konseri canımın istediği koltuktan seyredebiliyorum.

Daha 10 dakika önce Akrep Takımyıldızı’nın kalbindeki kırmızı dev Antares’in yörüngesinde dolaşıyordum. Şimdi odamda oturmuş bunları yazıyorum.

Sonuç her ne olursa olsun, sanal gerçeklik kavramı etrafında şekillenen gelecek oldukça ilginç gelişmeleri beraberinde getirecek gibi görünüyor.

Gerçi sanal gerçekliğin yanı sıra şu aralar yıldızı giderek parlayan, sanal gerçeklik objeleriyle gerçek dünyada etkileşim kurabildiğiniz karma gerçeklik (Mixed Reality) diye bir kavram da öne çıkmaya başladı. Ama artık o da başka bir yazının konusu olsun.

Deneyim Raporu: Hangi Sistem Ne Durumda?

Sanal gerçeklikle ilgililenen hemen herkes bu deneyimin ne kadar etkileyici olduğundan bahsederken, mevcut ürünlerin henüz olgunlaşma aşamasında olduğunu da belirtmeden geçmiyor. Ben de ulaşabildiğim kadar fazla sayıda sanal gerçeklik çözümünü bizzat deneyerek izlenimlerimi toplamaya çalıştım. İşte notlarım:

Google Cardboard:

fold1

Biraz arayınca tanesi 7-8 liraya bulunabilen bir aparattan ibaret. Katlanabilir bir karton düzenek, iki adet optik lens, küçük bir mıknatıs ve bir parça lastikten oluşuyor. O kadar basit ve ucuz ki, MC Donalds Happy Meal menü kutularını ve Coca-Cola 6’lı paketlerini bozup kendi Cardboard’ınızı yapabileceğiniz promosyonlara dönüştürdü. Web sitesinde sanal gerçekliği kullanarak ürettiği özgün içerikler için kategori açan New York Times 1 milyondan fazlasını gazeteyle bedavaya dağıttı.

Uygun şekilde katlayıp lenslerinizi yerleştirdikten sonra akıllı telefonunuzu önündeki bölüme yerleştirerek en basitinden bir sanal gerçeklik deneyimi yaşayabiliyorsunuz. Hemen hemen tüm akıllı telefonlarla uyumlu olmakla birlikte, elde edeceğiniz deneyim cihazın hızına ve ekran çözünürlüğüne bağlı olarak değişiyor.

Derinlik hissi cep telefonu ekranının enlemesine iki bölüme ayrılarak her bölümde iki ayrı göz için iyi ayrı görüntü elde edilmesiyle sağlanıyor. Hareketin algılanması cep telefonunda zaten var  olan hareket algılayıcılar yardımıyla gerçekleştiriliyor. Cihazı kutuya yerleştirdiğinizde ekrana bakarken kontrollere ulaşmak mümkün olmadığı için geri ve menü gibi fonksiyonlar yandaki mıknatısı hareket ettirerek gerçekleştiriliyor. Sanal gerçekliğin ne olduğunu göstermek için yeterli olsa da, tüm alternatifler arasında en basit deneyimi sunan çözüm.

Samsung Gear VR:

gear-vr-pic

Samsung’un yeni nesil akıllı telefonlarıyla çalışmak üzere tasarlanan bu cihazı özel oalrak tasarlanmış bir Cardboard gibi düşünmek mümkün. Bununla birikte kendine özgü bir platform olmanın getirdiği önemli avantajlara sahip. Mesela kendi çok fonksiyonlu dokunmatik kontrol arayüzüne sahip ki, bu arayüzü oyunlarda veya sanal ortamlarda gezinirken kullanabiliyorsunuz. Üzerindeki gelişmiş hareket algılayıcılarla pozisyon takip işini cep telefonunun üzerinden alarak harekete karşı çok daha gerçekçi tepkiler veriyor.

Yapısı itibariyle uyumlu olduğu telefonları tam olarak kavrayacak şekilde tasarlandığı için ışık sızması, telefonun kayıp düşmesi gibi durumlar söz konusu değil. Dahası, uyumlu olduğu Samsung modellerinin tamamı Quad HD dediğimiz 2560×1440 çözünürlükleri desteklediği ve gelişmiş bir işlem gücüne sahip olduğu için sanal gerçeklik deneyiminin kalitesini bir noktaya kadar güvence altına alıyor. Uygulama, işlem gücü ve görüntüleme cep telefonu tarafından sağlandığı için herhangi bir kabloya veya bilgisayar bağlantısına ihtiyacı yok.

Sunduğu deneyim şu anki nesil için gayet tatminkar olarak nitelendirilebilecek düzeyde. Halihazırda Türkiye piyasasında da bulabileceğiniz bir ürün olduğundan ulaşması kolay. Özellikle de elinizde uyumlu bir telefon varsa maliyet oldukça ucuza gelecektir. Şu an için sanal gerçeklik deneyimi yaşamanın en ulaşılabilir, ucuz maliyetli ve mantıklı yolu bu. Sistemin yazılım kütüphanesi Oculus tarafından destekleniyor.

Oculus Rift DKII:

OculusRiftMK2

Oculus Rift’in final ürünlerini deneme fırsatım olmasa da, 2. nesil geliştirici sürümü olan DKII ile bolca haşır neşir oldum. Oculus Rift, Google ve Samsung’un çözümlerinden farklı olarak kendi algılayıcılarının yanı sıra her iki göz için iyi ayrı bağımsız ekran barındırıyor. Bununla birlikte cihazın kendi işlem gücü olmadığı için görüntüyü oluşturma konusunda oldukça sağlam konfigürasyona sahip PC’lere bağımlı. Farklı eksenlerdeki kafa hareketlerinin yanı sıra önünüze yerleştirilen bir kamera yardımıyla sanal ortamda da hareket edebiliyorsunuz. DKII sürümü bilgisayarda 3 adet USB portuna ihtiyaç duyması da tercihte zorlayıcı bir etken olabilir. Kullanırken kafanızın tepesinden sarkan kablolara hazır olun.

Deneyim konusuna gelince… Açıkçası cihazın sunduğu deneyim Samsung’un sunabildiğinden aman aman daha iyiymiş gibi gelmedi. Cihazın final sürümünde ve cihaza göre optimize edilen yeni nesil yazılımlarla bu durum değişmiş olabilir. O nedenle yorumumu yapıyorum ama çekimserliğimi de koruyorum.

HTC Vive:

htc_vive

Bu cihazın da henüz final sürümünü kullanma fırsatım olmasa da, BAU VR First Lab’da denediğim örnek aklımı başımdan almaya yetti. Oculus’a göre daha yüksek çözünürlüklü ekranlarla donatılmış olan bu sistem, yine görüntü oluşturmak için sağlam konfirürasyona sahip bir bilgisayara ihtiyaç duyuyor. Sizi saran kablolar da cabası. Odanın iki köşesine yerleştirilen lazer algılayıcılarla pozisyon takibi yapabilen sistem gözünüzün önündeyken beş-on adımlık bir boşlukta yaptığınız tüm hareketler oyunun içine aynen yansıyor. Eğer algılayıcılarla ayrılmış alanın dışına çıkacak olursanız gözünüzün önünde beliren sanal çitler yardımıyla sizi uyarıyor. Böylece kafanızı duvara çarpmaktan bir nebze olsun kurtuluyorsunuz.

Bu his o kadar kuvvetli ki HTC “Sanal mobilyalar gerçek değildir, üzerine oturmayın” uyarısı koymak zorunda kalmış. Kontrolleri de bir o kadar etkileyici. Elimdeki kılıçla üzerime atılan çeşit çeşit meyveleri kesmeye çalışırken kılıcın keskin olmayan tarafı denk geldiğinde meyvenin kesilmeyip sopayla vurulmuş gibi görüş alanımın dışına sektiğini görünce oldukça şaşırmıştım. Eğer 799 dolarlık cihaz bedeli ve üzerine 1000 dolarlık PC yatırımı yapmaya hazırsanız, biraz da beklemeyi göze alacaksanız piyasadaki en iyi çözümün bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Sony PlayStation VR:

PlayStation-VR

Bu cihazı deneme fırsatım olmamakla birlikte, sahip olduğu özellikler ve sunacağı deneyim açısından Oculus Rift ve HTC Vive benzeri olacağı söyleniyor. Kontrolcü olarak Playstation Move kumandaları, gözlüğün üç boyutlu uzayda takibi için PayStation Kamera kullanılacak.

Kasım ayında 399 dolarlık satış fiyat etiketiyle satışa sunulması beklenen cihazın şu an piyasada mevcut 35 milyon PlayStation 4 konsoluyla uyumlu olacağı belirtildi. Yani elinizde konsol varsa cihaz için ek yatırım yapmanız gerekmeyecek. Çıkışına aylar olmasına rağmen ABD’de ön siparişe açılan ürünün dakikalar içinde tükendiğini de not düşelim.

Microsoft HoloLens:

hololens

Microsoft sanal gerçeklik olayına doğrudan girmek yerine, HoloLens adını verdiği cihazla işin artırılmış gerçeklik tarafında durmaya karar verdi. Bu gözlük, önünde yer alan şefff ekrana görüntü yaansıtarak çevrenizdeki gerçek dünyayla bağlantınızı koparmadan etkileşimli üç boyutlu objeler eklemeyi hedefliyor. Geliştirici sürümü 3 bin dolardan piyasaya sürüldü. Ne zaman piyasaya çıkacağı belli değil.

Apple:

Son numarası iPhone 6S donanımını iPhone 5 kasasına koyup satmak olan şirketin sanal gerçekliğe dair bir planı olup olmadığını kimse bilmiyor.

Bilim ve Teknik dergisinin Mayıs 2016 sayısında yayınlanan yazımdan alıntılanmıştır.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?