Hollywood mu Daha Acımasız, Türk Girişimcilik Ekosistemi mi?

Konuk yazarımız Kemal Sidar, Türkiye’de girişimciliğin karşı karşıya kaldığı önemli bir tehdide dikkat çekiyor ve uyarıyor: Girişimcilik hevesinizi başkalarının kişisel marka tutkusuna kurban etmeyin.

Yakın zamanlarda La La Land (Aşıklar Şehri) isimli filmi izleme şansım oldu. Esasında benim beğendiğim türlere yakın bir film değildi ama yine de izlediğim için mutlu oldum. Caz ve Blues (filmdeki kadar profesyonel olmasam da) benim de sevdiğim ve keyifle dinlediğim müzik türleri olduğu için klasik bir aşk hikayesinin müzikle harmanlanması benim için keyifli bir aktivite oldu.

(dikkat, bundan sonrası hafif spoiler içerir)

girişimcilik

Diğer birçok filmde de işlendiği üzere Hollywood tam anlamıyla bir “kurtlar sofrası”. Yetenekli kişiler, yetenekli olduğunu düşünenler, ilişki ağı güçlü olanlar, kendine güvenenler hepsi aynı şeyin peşinde ve birbirleri ile rekabet halindedir. Bu rekabet ortamı kulağa normal gelebilir. Ancak öte yandan bu sofranın “kurtları” köşe başlarını tutmuş durumda ve pazarı, yetenekleri ve seçimleri kendi lehlerinde manipüle edebiliyorlar.

Bize hep zorluklar içerisinden gelen başarı hikayeleri anlatılırken, belki bunların bin katı olan başarısızlık hikayelerinden asla bahsedilmiyor.

Kötü adamlar ve iyi adamlar her türlü piyasada var. Ben bu durumun net bir yansımasını Türk girişimcilik ekosisteminde görüyorum. Burada kötü adamları gerçekten kötüler ve kişisel tatmin peşinde koşanlar olarak ikiye ayırabiliriz.

Girişimcilik bana göre artık gizli işsizlik haline dönüşmüş durumda. Bunu da destekleyen özellikle kişisel tatmin peşinde koşan kötü adamlar ve kısmen de kamu kurumları.

“Sonu gelmez sunum hazırlıkları, onlarca saçma ve anlam dışı kullanan jargon, tasarımı havalı ancak çalışmaktan çok muhabbeti teşvik eden ofisler kötü adamların en sevdikleri temalar arasında.”

Fikri olan gençleri ve girişimcileri aslında sonucu yatırım olmayacak, katma değer yaratmayacak veya satışa dönmeyecek yollara sadece kendi şahsi markalarının reklamı için yönlendiriyorlar. Sonu gelmez sunum hazırlıkları, onlarca saçma ve anlam dışı kullanan jargon, tasarımı havalı ancak çalışmaktan çok muhabbeti teşvik eden ofisler bu tür kötü adamların en sevdikleri temalardır. Kimse girişimciye önce müşteri, önce satılabilir ürün, önce nakit akışı planı demediği için yaratılan ekosisteme giren girişimciler de keşfedilme umuduyla hayalleri harcanan yeteneklere dönüyorlar. Bundan sonra olay şansa veya bu süreci fark eden girişimcinin kendini kurtarmasına kalıyor.

Kamunun suçu ise girişimciliğin altındaki mantığı ve yaratılacak katma değeri değil teşvik kısmını özendirmesidir. Teşvik mekanizmaları ise zaten sermayesi kıt olan bir girişimcinin altından kalmayacağı kadar zorlayıcı, zaman alıcı ve stresli şekilde ilerliyor. Esasında nette fayda sağlamayan, zamanında gelmeyen ve serbest piyasa kurallarına tam olarak uyum sağlamayan girişimcilik destekleri nedeniyle kimse kamu güvenip, sırtını dönemiyor.

Gerçekten kötü adamları yazmak dahi istemiyorum.

Filmin başrol oyuncusunun hayallerinden vazgeçtiği ve her şeyden vazgeçtiği bir anda elini tutan filmin esas oğlanları gibi Türk girişimcilik ekosisteminde de iyi adamlar yok değil. Bu adamların genel özellikleri sürekli medyada yer almamaları, her konferansta konuşmamaları, bilindik ağlarda veya mekanlarda sürekli boy göstermemeleri ve destek oldukları girişimcilere duygusal olarak da bağlanmaları şeklinde sıralanabilir. Onlar için önemli olan havalı sunumlar ve jargonlar değil, girişimcinin tutkusu, işin gerçekten satıp satmayacağı ve girişimcinin niyetidir. Umarım girişimciler bu tür iyi adamlara daha çok rastlarlar ve çıkmaz yollarda zaman geçirmek yerine, işlerinin olup olmayacağını en başında görürler.

Kanuna uygun olan her işin ikincil çıpası etiktir. Etik, bizim ne anlam ne uygulama olarak bildiğimiz bir konu değil. Eğer öyle olsa kötüler kötü kalmaya devam edemez ve arkadan gelenler bu tür adamları ezer geçer. Oysa kişisel markanın toplumsal kazançtan daha üstün tutulması nedeniyle normal olana iyi der duruma gelmiş durumdayız.

Bunu değiştirmek ise hem başarılı hem de başarısız olan girişimcilere düşüyor. Aldıkları dersleri açık ve net olarak kendinden sonra gelenlere aktarmak zorundalar.

Kısa yazmak dünyanın en zor işi. O nedenle, esas demek istediğimi en kısa ve en öz şekilde yazarak, “kötü ama aslında iyi” gibi lafı uzatacak açıklamalara girmek istemedim.

Kırılan dökülen oldu ise şimdiden affola.

Etkin proje Yönetici Ortağı Kemal Sidar Enterprise Next’in konuk yazarlarındandır. Çalışmaları hakkında daha detaylı bilgi almak için http://www.etkinproje.com/ adresini ziyaret edebilirsiniz.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?