Bırakın Ar-Ge’nizi Sizin İçin Başkası Yapsın

Yeni bir ürün geliştirmek için gerekli Ar-Ge altyapısını kuramıyorsanız, bunu dış kaynak yoluyla başkalarına havale etmeyi düşünebilirsiniz. Kemal Sidar’ın yazısı.

Bir müşterimizin 5 yıl kadar önce Teknokent bünyesinde kurduğu yazılım ve donanım geliştirme şirketi geçen yıl çok iyi bir fiyata satıldı. Şirketin kuruluş amacı, büyük veya orta boy firmalara Ar-Ge hizmetleri sağlamak olarak belirlenmişti. Bu kapsamda Teknokent ve Ar-Ge teşvikleriyle maliyet avantajı yaratılmış, özellikle savunma sanayinde projeler alınmıştı.

Başka bir girişim, serbest bölge içerisinde kurduğu kot kumaşı geliştirme ve tasarım atölyesiyle dikkat çekiyor. Bu atölyenin amacı da yukarıdaki örnekle aynı. Bu sefer kot kumaşı (denim) üreten fabrikaların tasarım ve Ar-Ge merkezi olunması hedeflenmiş. Sadece tasarımda kullanılmayıp, örneğin kot yıkama teknikleri üzerine çalışılarak Ar-Ge tarafı güçlendiriliyor.

Bu örnekler bize asıl işi Ar-Ge olan şirketlere olan ihtiyacımızı anlatıyor.

ar-ge

Bugün ISO listelerinde olan birçok şirket henüz standartlara uygun bir Ar-Ge yapılanması dahi oluşturamamış durumda. Çoğunda literatüre katkı sağlayacak teknik çalışmalar yapacak insan kaynağı ve bunun altyapısı bulunmuyor. Bazı şirketler ise el yordamıyla ilerliyor, kendini yeterince geliştirmiyor. Uzun yıllar içinde tek seferlik veya kısa süreler için Ar-Ge yapan şirketler için bunu dış kaynağa bağlamak çok iyi bir çözüm olabilir.

Henüz tüm sektörlerde bu konuda faaliyet gösteren şirketler yok ama yazılım, donanım, makine, tekstil, kimya, ilaç, gıda gibi sektörlerde alternatifler artıyor.

Belki yeni bir ürün geliştirmek için gerekli Ar-Ge altyapısını kuramayan ve bunun için yeterli kaynağı bulamayan firmalar bu sayede ciddi kazanımlar elde edebilir. Tabi burada kopyalama yöntemiyle ilerleyen firmalar için bu yazdıklarım zaten ütopya!

Avantajlı Bir Seçenek Olabilir mi?

Yeni proje geliştirmeye başlayan bir şirket için en büyük maliyeti altyapı kurulumu oluşturmaktadır. Test cihazları, kalıplar, prototip çalışmaları ve personel maliyeti oldukça yüksektir. Ancak bu alt yapıdan verimli faydalanılmaması, yüksek bedelli cihazlarla tek tük testler yapılması, yatırımın geri dönüşünü zorlaştırır. Ayrıca üretkenlik konusunda tatmin olamayan araştırıcı personel de firmada kalıcı olmaz.

Bu sorunları Ar-Ge projesinin konusunda uzman bir tedarikçinin yüklenmesiyle işler basitleşecektir. Bu sayede fazladan yatırım ve istihdam yapmaya gerek kalmayacaktır. Dolayısıyla Ar-Ge dış kaynağa havale edildiğinde ciddi altyapı yatırımlarından da kaçınılmış olur.

Ar-Ge ve teknoloji konusunda uzman bir tedarikçiyle çalışmak, Ar-Ge konusunda deneyimsiz bir şirketin proje yönetim becerilerini de geliştirir. Projelerin yönetiminde önemli olan risk planlaması ve kaynak yönetimi ile gelişmiş raporlama sayesinde proje sahibi şirketin kontrol mekanizmaları konusunda hâkimiyeti artar. Bu tür projelerin yönetiminden edinilen pratikler, ileride firma içinde benzer projelerin geliştirilmesinde kullanılabilir.

Dış kaynak anlaşmasını sabit bir hizmet alımı yerine belli oranda gelir paylaşımı modeline göre yapmak daha verimlidir. Gelir paylaşımı modeli yüklenici ortağınızın işin daha merkezinde rol almasını zorunlu kılar. Bu sayede risk ve sorumluluklar daha çok paylaşılır. Büyük balığın daha sonra tutulacağını bilen tedarikçi firma, kendi kaynaklarını daha fazla zorlar.

Ancak işi tamamen gelir paylaşımı modeline sokmak tehlikelidir. Yüklenici firma gelirin gecikmesi durumunda motivasyonunu kaybeder ve maliyetlerini başka projelerden karşılamak için ayırdığı kaynağı kısar. Bu da zaten oluşmayan gelirin proje ilerlemediği için hiç olmamasına ve oluşmamasına ve haliyle hüsrana yol açar.

Doğru model baz maliyetleri karşılayan, kazancı gelir paylaşımına dayandıran bir seçimdir.

Okuyarak öğrenebiliriz. Ama izleyerek ve deneyerek daha çok ve daha kolay öğreniriz. Uzman bir Ar-Ge şirketi ile çalışmak proje geliştirme ve yeni ürün üretiminin püf noktalarını size öğretir. Eğer bu süreci devam ettirmek isterseniz öğrendiklerimiz sonraki projelerde çok işinize yarar.

Yapılan İşin Sahipliği Ne Olacak?

ar-ge

Gelir modeli gibi işe başlamadan çözmeniz gereken diğer iki önemli konu ise yapılacak işin kapsamı ve fikri mülkiyet haklarının sahipliğidir. Alışveriş yaptığınızda kasaya gidince aklınıza sonradan geldiği için aldığını bir ürün için para ödememezlik yapamazsınız. Sepetinize istediğiniz ürünleri koymuşken, parasını ödemişken ve tam kapıdan çıkarken yeni isteklerde bulunmanız, bunun bedelini ödemenizi gerektirir.

Bu nedenle alacağınız hizmetin kapsamı hayati önem taşır. İşe başlamadan önce bütün aşamaları düşünmeli, gereksinimleri oluşturmalı, gerekirse bunları fazlara bölmelisiniz. Bir kere kapsam belirlendikten sonra sürekli yeni isteklerde bulunmanız projeyi hiç bitmeyen hikâyeye çevirir. Bunun maliyeti ise basit olanı yapmaktan çok daha da fazladır.

O nedenle tedarikçiyi sıkıştırmak yerine, üzerinde anlaşmaya varılmayan veya elzem olmayan eklemeleri sonraya bırakın.

Beraber iş yapma fobisi olan Türk şirketlerinin, Ar-Ge’nin tamamını başka bir şirkete emanet etmesi elbette onlar için korkutucu bir düşüncedir. Yapılması gerekenler doğru ve yetkin ortağı bulmak, kapsamı belirlemek ve fikri mülkiyet haklarının (patent, lisans vb.) kullanımına önem vermektir. Her ne kadar geliştirmeyi tedarikçi taraf yapsa dahi, fikir ve pazar erişimi size aittir. Bu nedenle yapılan işin ticarileşme sırasında edinilen bilgilerin paylaşımı, eğitimler ve yeni versiyonların planlanması gibi konularda da dikkatli olmanız gerekiyor.

Asıl planınız şirket bünyesinde bir Ar-Ge yapılanması oluşturmak olabilir. Ancak yine de bu tür bir başlangıç lehinize olabilir. Ya da sizin için birincil öncelikli olmayan, vakit ayıramadığınız, kapasitenizi aşan projeleri outsource ederek Ar-Ge yapılanmanızı ve yeni ürün geliştirme kapasitenizi güçlendirebilirsiniz.

İşi sözleşmeli Ar-Ge yapmak olan şirketlerin sayısının artması bu tür yatırıma girmek istemeyen, ana proje ortağı bulamayan şirketleri cesaretlendirecektir. Bu noktada araştırma enstitüleri gibi roller üstlenen tedarikçi şirketler oluşursa, Türkiye’nin bazı uzmanlık konularında cazibe merkezi olması da kaçınılmaz olur.

Sizin de bu konuda söyleyecekleriniz mi var?